INSTAGRAM DOSYASI PT. II

09:25

Bu entry'yi yazdıktan sonra programı biraz daha kurcaladım ve burada popüler olmanın yolları için kendimce bir yol haritası çıkardım. Şimdi burada birazdan söyleyeceklerim benim kişisel görüşlerimden ziyade program içi genel-geçerliliği bulunan şeyler. Neyse oraya geleceğiz, rastgele bir yerden başlayalım. Şimdi bir instagram hesabının pazarlamasını yapacağız birlikte.

1. Tag/etiket meselesi. Ben de buradaki çoğu yazar gibi (evet biliyorum siz de öylesiniz), fotoğrafların altına 10 satır etiket yazanlara gıcık oluyordum ilk başlarda ama sonra bunun çok basit bir izlenim yönetimi kaygısı olduğunu düşünmeye başladım. Şöyle düşünelim, elimizde bir sosyal medya aracı var ve burada vakit geçiriyoruz. Güzel fotoğraflar çekiyoruz ve üzerine zaman harcayıp düzenlemesini yapıyoruz, filtrelerini koyuyoruz filan. E bunları bizi takip edenden daha çok kişinin görmesini istemekten daha doğal bir şey olabilir mi? Daha çok kişiye ulaşmak değil mi amaç zaten? (Burada konu popüler olmak.)

İşin özü: Etiket koyunuz fotoğraflarınıza. Bu temel adım.

2. Takip ettikçe takip edilme meselesi bence çok tehlikeli. Her takip edeni takip etmek sağlıklı değil. Diyelim ki yeni üye oldunuz ve sıfır takipçiniz ve takip edileniniz var. Öncelikle takip/takip politikası gütmek gerekiyor. İlk başta arkadaşlarınızı toplayabilirsiniz etrafa. Birkaç tane de yabancı insanla etkileşin. Bana sorarsanız takipçi miktarı ve takip edilen miktarı arasında büyük bir fark olmalı. Yani siz takip etmeyi 150 kişide bırakmalısınız örneğin ama bu sırada takipçi sayınızı arttırmanın da yollarını bulmalısınız.

Takipçi konusunun sıkıntılı olduğu konu şu: Tanımadığınız insanlarla duygusal bir ilişkiye girmiş de oluyorsunuz ve bir zaman sonra isteseniz de unfollow edemiyor hale geliyorsunuz. Bu konuya dikkat. Minimum fakat kaliteli hesaplar takip etmeye çalışın. Biri sizin profilinize girdiği zaman "bu takip eden herkesi geri takip ediyor" havası oluşmasın.

Böyle olduğu zaman takip edilirsiniz ama geri takip yapmayınca hemen unfollow edilirsiniz. Bu sağlıklı bir tutum değil. (Bu yazdıklarımın hangisi sağlıklı ki adhgadjfsa. Neyse pazarlıyoruz bi saniye!)

3. Instagram aslında tam bir izlenim yönetimi ortamı. Bunu kullanmayı bilmek lazım.

Peki, nedir izlenim yönetimi? İnsanların sizi nasıl gördüğünü düşünerek davranmaktır. Günlük hayatta belirli bir seviyenin üzerinde olması pek sağlıklı değil. Sosyal medyada da değil ama şu an tek amacımız popüler olmak olduğu için her şey mubahtır diyoruz. Nasıl kullanacağız bu mereti?

3.a) Gerçek olarak. Gerçek olacaksınız. İsminizi kullanacaksınız. Görüntü resminizde siz olacaksınız. Yaşadığınız yerle olsun, hayatınızla olsun, mümkün olabildiğince "kendiniz" olarak görünmeye çalışacaksınız. (bu aslında psikolojik açıdan korkunç bir tabir. ama günah keçisi oldum bir kere.)

3.b) Farklı olacaksınız. Yani gidip bir vosvos fotoğrafı da siz çekmeyeceksiniz. Hem kendiniz, hem farklı olmanın özel bir yolunu bulacaksınız. Yani orada sizi temsilen bir farklılık olacak.

Hemen bir örnek vereyim. Buyurun şuraya bakın. profile girdiğiniz zaman gördüğünüz o beyazlık, o sadelik bile karakteristik bir şey.

Yani profilinizin bir karakteri olmalı.

Peki, nasıl bir karakter?

instagram'da açıkçası uzunca zaman geçirdim (işte bunlar hep derste sıkılmalar) ve istisna hariç aslında buranın da tamamen kapitalist bir yapıda olduğunu fark ettim. Ama bu yeni modern bir durum. Nasıl mı, bir bakalım.

Örneğin şu profil. Kadın profesyonel fotoğrafçı ve inanılmaz bir portfolyosu var. Gezinince göreceksiniz, aslında basit bir matematikte ilerliyor: Sade. Şık. Fakat kaliteli.

Mesela şu fotoğraf. Normalde ben çeksem sıradan bir fotoğraf olacakken o çektiği zaman bu kadar beğenilmesinin 3 sebebi var:

1. Sade. Sadece bir ayakkabı kutusu ve ayakkabı. Bu kadar. Kalabalık değil. Daha önceki entryde de bahsettim, bizim kültür kalabalık bir kültür ama burada bunu unutun. Yok öyle her şeyi doluşturmak.

2. Şık. Gayet güzel yazlık bir çift ayakkabı. Modern bir görüntüsü var.
3. Ve kaliteli.

Ben olsam böyle bir şey çekemem çünkü benim ayakkabılarım muhtemelen Hermes marka olmaz. Ama işte, önemli olan burada Hermes olması eheh.

Bir başka profile bakalım mesela. Kadın burada küçük kızının fotoğraflarını çekiyor. Kızı için özel bir hashtag oluşturmuş, bütün fotoğraflarını o etiketle yayıyor. geriye gittikçe kızın ne kadar büyüdüğünü görebiliyorsunuz ve bu sizi profile bağlıyor. Bakın ufacık özel bir bağlantı oluştu.

Sıra sayısını unuttum ama devam edelim bir yerden.

Kendinize özel bir şeyiniz olmalı. Bir şeyi göstermelisiniz, yani o işin meraklıları sizi takip etmeli.

Mesela bir bakalım. John Stoffer'ın profili bana hep çok güzel gelmiştir mesela. (Bu arada şimdiye kadar gösterdiğim bütün profiller Iphone kullanıcısı. Profesyonel fotoğrafçılar ama mobil fotoğraflarını koyuyorlar buralara. Şikayet etmeyin o yüzden.) Stoffer'ın profilinde bir yaşam tarzını nasıl yansıttığını görürüz. Tam bir Amerikan ailesi. Çoğu fotoğrafın altında öteki aile fertleriyle olan sıcak konuşmaları bulabilirsiniz. Bu adam aynı zamanda ağaç yontmacılığı da yapıyor. Kendince kaşık vs. oyuyor. Ve hep şık. Bütün fotoğraflarında bir yeni-modernite var.

Bu kısmı çok uzattım, şimdi gelelim aktif olarak yapabileceklerinize.

1. Etiket koymak konusunda anlaşmıştık. Ona devam.
2. Etiketlere girin ve rastgele bir şekilde fotoğraf beğenin. Evet. Hatta bazen girip birkaç fotoğrafını beğenin insanların. Dikkat çekin.
3. Yorum yapın. O yorumlar o fotoğrafların altında olacak. Hiçbir şey olmazsa kalp filan koyun. zamazingo deyin, gorgeous filan deyin ehehe.
4. 3. maddedeki yorumlar çok önemli. Bunu özellikle ünlü insanların fotoğraflarına yapın.
5. Kendinize dikkat çekici bir description yazın. Ama iddialı olmasın. Sade olun.

Fotoğraflar açısından:

1. Artık şu basit instagram filtrelerini kullanmayın. Yeter!
2. Artık filtre kullanmayın hatta. Kullanacaksanız Vscocam, Lightroom vs kullanın ama abartmayın. Unutmayın bir şey doğala ne kadar yakınsa o kadar güzeldir. Doğallığın güzelliği yeni moda diyorum, anlatamıyorum. vscocam kullanmıyorsanız snapseed kullanın, ufak düzeltmeler yapın ama filtre kullanmayın.
3. Şunu unutmayın, o popüler olan kısımdan donanım olarak hiçbir eksiğiniz yok. onların öyle olmasına sebep olan şey gördükleri yerler, baktıkları şeyler vs. E bizde yok bunların hiçbiri diyorsanız şu profile bir bakın, Türk bir kullanıcı. Yani güzellik gören gözde gerçekten eheh.

Etrafınıza bakın çekecek güzel şeyler arayın. Gerçi Türkiye’de yaşadığımızı unutmadım hiç.

Bu programda Japonların, Singapurluların, ne bileyim Tayvanlıların bu kadar popüler olmasının tek sebebi şehirlerinin güzellikleri. Adam kapının önüne çıksa bir estetik, evinin içine girse bir estetik.

7. Yarışmalara katılın. shoutout denilen şeye önem verin.
8. Şu çerçeveleri kullanmayın artık gözünüzü seveyim.

Çok uzattım. Kaliteli, ya da daha doğrusu pahalı bir izlenim vermeyi unutmayın. yani beyaz bir zemin üzerine bir Iphone fotoğrafı koyup çekin, biraz efekt verin, tamam işte ayak uydurdunuz siz de. Minimal olun. Bakın şunu kastediyorum. Aynı kullanıcının öteki fotoğraflarına da bakın mesela.

Uzun uzun yazdım, gelelim kendi kısmıma. Dediklerimin çoğuna katılmadığımı belirtmek istiyorum hemen. Katılmak dediğim, doğru bulmuyorum. İlk olarak insan psikolojisi için uygun değil. Başta da dediğim gibi ben öyle olmasını istemiyorum, her yerin belirli bir karakteristiği olduğu gibi buranın da var. Eksik gedik varsa söyleyin, eleştirecekseniz de buyurun eleştirin. Sen bunları yaptın mı diye sorarsanız, bir kısmını yaptım geri kalanıyla uğraşmadım ama uğraşanı için: Tabby. Bu kız benim açımdan tam bir sosyal psikolojik deneydir eheh. Tırnaklarıyla tırmandı şu anki yerine, evet. Her ünlü fotoğrafın altında bu kızın yorumunu görebilirsiniz.

Güncellemeler olacaktır sanırım. Şimdilik bu kadar.


Sonra gelen: Asıl önemli şeyi söylemeyi unuttum. Tarihiniz olacak arkadaşlar. İnsanlar geçmişi olan insanları ciddi bulur. O yüzden günde en fazla 2 fotoğraf koyup her gün koymaya bakacaksınız. Farklı olmak önemli. Ama dediğim gibi, süreklilik ve tarihi olmak da çok önemli.

INSTAGRAM DOSYASI PT. I

09:03

Uzun zamandır Ekşi Sözlük'te Instagram başlığında yazdığım yazıları seri halinde yayınlamaya karar verdim, ilk kısmı da burada. 

**

17.03.2014

Bir süredir kullandığım, aslında bir yerden sonra kullanmaktan vazgeçip (umudumu kesip) kendi kendime kurcalamaya başladığım program. En sonunda bir şeyler yazayım dedim ama...

Yok. Biz bunu yapamayız.

Bu programda çuvalladık bana göre. Buraya kadar iyiydi ama işte.

Şimdi burada birkaç çeşit insan var. Olaya görsel açıdan bir şeyler katanlar bağlamından bakıyorum, yoksa bizim Türk kızımızın bacaklarından, kabin fotoğraflarından, yediği yemek fotoğraflarından filan bahsetmiyorum. Evet, ne diyordum. Birkaç çeşit insan var.

Öncelikle manzara fotoğrafı çekenler. Aslında manzara da değil tam olarak, "şehir fotoğrafı". Bizim ilk başarısızlık deneyimimiz bu. Adam New York’ta oturuyor, kapısının önüne çıkıp karşıdaki gökdelenlerin fotoğrafını çekse bile bir bakıyorsun gayet güzel. Bir geometri var, bir düzen var. Yahu benim Ankara gibi bir yerde böyle bir şey çekme ihtimalim olabilir mi? ne şehri ne manzarası, Keçiören’i mi çekeyim ben, Kızılay’ı mı çekeyim nereyi çekeyim? Kızılay’da, bak şehrin en göbeğinde en merkezi yerinde bana estetik açıdan güzel duran tek bir yapı gösterebilir misiniz? Bahçeli’de gösterebilir misiniz? Tunalı’da neresi var? Kuğulu park mı, yapmayın Allah aşkına adamlar gidip Central Park’ı çekiyor. Sadece Amerika’dan da örnek vermeyelim. O Tokyo, o Hong Kong fotoğraflarına zaten hiç girmeyelim ama.

Zaten biliyorduk ama bu program sayesinde Türkiye’nin ne kadar estetik yoksunu bir ülke olduğunu, Türklerin de ne kadar estetik yoksunu insanlar olduğunu bir kere daha anladık. Şu koca Ankara’da tek bir bina yok mu fotoğrafını çekeceğimiz? Yok kardeşim.

Bir başka grup şey. Sokak fotoğrafçıları.

Bu konuda iddialı gibiyiz biraz ama. Bunda da çuvallamayı başarıyoruz bana kalırsa. Çünkü Türklerde şöyle bir huy var, istiyoruz ki bir fotoğraf çektik ya, o böyle renk cümbüşü olsun, böyle bütün renkler patlasın, bütün efektler geçsin üzerinden. Yemin ediyorum en amatöründen en profesyoneline kadar var bizde bu. Ama yok. Hayır, o devir bitti ya kimse anlamıyor. Sade olacak çektiğin fotoğraf. Bütün dünya sadeleşiyor, Instagram'ın kendisi bile flat tasarıma geçmiş, sen hala garip garip efektler kullanıyorsun.

Ya sepya kullanan var, çıldırıyorum.

Bir başka fotoğraf tarzı, hani şu yeraltına girenler. Yeraltı treni, tramvay fotoğrafı çekenler. Bunun hastasıyım. Adamlar müthiş şeyler çıkarıyor.

Ama ben Ankara’da hiçbir zaman bir tarafında inşaat olmayan yeraltı treni görmediğim için bu da yalan oluyor. Ya şu Sıhhiye metrosunun fotoğrafını çeksem ibretlik diye bakarlar, bu kadar rezil bir şey olamaz. Bunu da yapamadık. Etti mi üç. Dört de olabilir, neyse.

Bir başkası. Yediği yemeğin fotoğrafını çekenler, hani. Başta demeyeceğim dedim ama insan dayanamıyor.

Arkadaşlar bir bakıyorum, adam beyaz bir mutfak tezgâhının üzerine gayet sıradan, bembeyaz bir kupa kahvenin fotoğrafını gayet düz bir açıyla çekiyor. Tepeden çekiyor hatta. Sonra buna bir Vscocam filtre yapıyor, o fotoğraf oluyor mu sana "minimalist". Bir de inanmazsınız ne de güzel duruyor. Yalın böyle. Sade. Düz. Onun göze hoş gelen bir tarafı oluyor.

Ama bizde öyle mi. Bizde bir fotoğrafta yüz farklı şeyi gösterme çabası var. O kahvenin yanına hemen bir gazete. Gazetenin altında da kitap. İşte amaç hem okuyor hem kahvesini içiyor pozu vermek filan. Elin adamının böyle bir çabası yok ki. Bizde bir telaş var. Her şeyi anlatmak istiyoruz. Herkese anlatmak istiyoruz hem de. Kültürel bir şey, farkındayım da bunun. Sana güzel gelebilir ama estetik değil ki bu meret. Bunu anlayalım istiyorum, estetiklik yok işin içinde. Mesaj var, kaygı var, of o kalabalık kitaplar vesaireler...

Bir başkası da evinin çeşitli yerlerinin fotoğrafını çekenler. Mesela ben size bir örnek göstereyim. Kendisine bayıldığım bir kadın, Alice Gao. Bu da Instagram’ın sayfasında bir fotoğraf. Evini çekmiş. Gezinebilirsiniz, aynı evin kırk türlü fotoğrafını çekiyor. Mesela şu.

Şimdi buradan iki sonuç çıkartıyorum. Alice Gao, kendisi gibi binlerce fotoğrafçı bulabileceğiniz bir fotoğrafçı ve kendisi gibi insanlar da onun gibi, minimal, modern filan takılıyor.

Sonuç 1: Bizim memlekette böyle fotoğraflar çekmemiz imkânsız. Çünkü yok abi kültürde yok. Kültür karışık. Ama lanet olsun ki ben böyle şeylerden hoşlanıyorum. Ama itiraf edin bakınca size de bir hoş geldi.

Sonuç 2: Bizde diyelim ki böyle bir fotoğraf çektik, bunu asla bu haliyle koymayız. Hiçbir filtre koymazsak bir çerçeve koyarız. Bir beyaz çerçeve mesela. Bunu böyle bırakmayız. "Boş gelir".

Kadının çektiği yemek fotoğrafına bakın bi. Yani güzel çekilince, şu mantarlı zamazingonun bile bil estetiği oluyor. Kimse bu kadar profesyonel çek demiyor (kullandığı kamera Iphone bu arada) ama abi bi çabanız da olsun ya.

Fotoğraf anlayışımız biraz değişse mis gibi şeyler de çıkartacağız ortaya bak.

Doğa dediğin, ülkemin doğası güzel. Deniz dediğin, bizde. Ne bileyim, ne güzelliklerimiz var ama sorun şu: biz bunları pazarlamayı bilmiyoruz. Bunları yansıtamıyoruz. Bunların güzelliklerini yansıtamıyoruz daha doğrusu.

Sonuca gelirken diyeceğim o ki, herkesin zevki kendine ama ne olur biraz da estetik bi millet olalım ya.

Güzel binalar yapalım bi iki fotoğraf da biz çekelim.

Bir parkımız olsun böyle adam gibi. Gençlik Parkı’nın ortasından geçen kokulu olduğu fotoğraftan bile belli olan yapay nehirlerimiz olmasın.

Çelişki şu: kendimiz olmak istiyoruz ama evrensel olmak da istiyoruz. Sen evrensel olana kendi yorumunu kat. Oraya "mu" (böğ) fotoğrafı değil Türk kahvesi fincanı koy. Sade ama. Yanında danteller bir şeyler yok. Bunu yapalım ya. Bu işte.


Bunun zenginlikle alakası olduğunu da düşünmüyorum. Sadelik ya. Bu kadar. Bitti.