NO: 37'NİN DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI - II -

06:59


Her şey Maruş'un parkur yapabilmesi için uzun, geniş koridorlu bir ev ihtiyacının oluşmasıyla başladı. 

Bu bir başarı hikayesi gibi başlayan ve "... ve ben o evi aldım!!" diyebileceğim günleri beklediğim iddialı girişi dikkate almamalıyız çünkü ortada bir iddia yok, sadece bir giriş var. Bir ihtiyacın oluşması. Çok ilginç değil mi? Konu ben değilim, lütfen burayı hiç atlamayalım. Çok gerçek bir şey var burada. Dinleyin, siz de bana hak vereceksiniz. 

Maruş'u ilk kez annemlerin Ankara'daki uzuuuunnn koridorlu evine getirdiğimde gördüklerim beni çok etkilemişti. Oradaki evin holü ne kadar biliyor musunuz, uçtan uca sanırım 20-25 metre arası bir şeydir. Ankara için normal, Küçükyalı çocuğu olan bizim için hayal olan bir sayı... 20-25 metre benim için 4 şeritli TEM otoyolu genişliğinde olan bir sayı gibi düşünürüm. Maruş'un benim bence 2+1 bile değil, 1,5+1 gibi olan evimin içinde bile depar atmayı, halıları duvarlara uçurmayı severken o evin içinde nasıl coştuğunu hayal etmelisiniz:  Koridorda belirli bir tempoda koşarken bir yerde devir düşürüyor (??) ve her nasılsa koşarken bir anda kendisini öne ve yukarıya atarak daha da hızlanarak koşmaya başlıyor. İnanılmaz bir olay. Evin uzunluğu sebebiyle 2-3 tur attığında perti çıkmış oluyor ve biraz dinleniyor, sonra ortalık sakinse yanıma gelip bana biraz daha sataşıyor çünkü koşması için kovalanması gerek. Öyle durduk yere koşacağını mı sanıyordunuz? Güvenli bir şekilde koşması için güvenli bir kişi tarafından güvenli şekilde kovalanması gerek. Güvenilir bir hızda. Hahahah. Muhteşem eğlendim. Çok hızlı ya da çok yavaş değil, onun temposunu bilen ve onun arkasında kalması gerektiğini de bilen biri olmalı. Onu tanıması lazım yoksa tehdit algılar ve bir köşeye saklanıp siner. İşte o kişi tam olarak benim. 

Lafı uzatıyorum ama bakın, Maruş'un o Reşitpaşa yollarını çıkan Volksvagen Polo 1.4 TSI gibi devir düşürüp kendisini tekrar ileriye atması olayı inanılmaz. Ondan aldığı keyfi görseniz 4 kiloluk ev şirinesinin kendisini vahşi yaşamda antilop peşinde koşan jaguar olarak gördüğüne rahatlıkla inanırsınız. Öyledir de bu arada. Ben de kendimi farklı zamanlarda bu şekilde hissetmişimdir. Herkes biraz bunu hisseder bazı zamanlar. Maruş'un 65 metrekarecik evdeki haydutluk oranı bile etkileyiciyken annemlerin evinde bu oran bambaşka bir seviyeye geçti ve gördüklerim beni gerçekten büyüledi. 

İşte her şey bu sekansları görmekle başladı ve benim, aslında benim de değil Maruş'un uzun, geniş koridorlu bir ev ihtiyacı böylelikle görmezden gelinemeyecek bir noktaya geldi. Bu koridorun aynı zamanda geniş olması gerekliydi çünkü... İşte bu da bambaşka bir hikaye. Bir de bunu anlatmam gerekiyor ki konuyu daha iyi analiz edebilmeniz için tüm verileri vermiş olayım. 

Yine benim 1,5+1'lik evimdeyiz. Bakın olay üstüne olay. Hole serilen yollukların altına halı kaydırmaz aldığım bir dönem yaşadım, tahmini birkaç sene önce. Bu halı kaydırmazları koyduktan sonra evde bir şeyler bozuldu, bir keyif kaçıklığı yaşandı. Başta anlayamadım ama tabii ki gözlemlemeye başladım. Maruş evin içinde parkur yaparken hole dönen köşelere geldiğinde (burayı anlatmak çok zor, elimden geleni yapmaya çalışacağım) arka patileriyle halılara hafif bir açıyla bir tane vurup kendisinin yönünü 90 derecelik açıyla değiştiriyor ve halıyı duvara vurmak suretiyle (???) hızını da ayarlamış oluyor. Bu halı kaydırmazlar geldikten sonra yolluklar duvara uçmamaya, haliyle Maruş depar atarken bir yer yön problemi yaşamaya başladı. Bazen çok hızlı kaldı neredeyse duvara tosladı, bazen çok yavaş kaldı enerjisini tam atamadı sinirlendi. Anlayacağınız bir keyfi kaçtı. Sonra buna taktı: Halıyı uçurmak için koştu, halıya çarptı, içine sinmedi tekrar koştu. Evin içinde böyle bir halıyı uçurmaya çalışma döngüsü yaşadık ve sonrasında gidip yolluğun üzerine oturdu; kazımaya, kenarından çekiştirmeye başladı. Bir sorun vardı ve bu sorunu çözmeden bu iş bitmeyecekti. 

Sözün özü. Halı kaydırmaz kalktı. Halılar artık duvarlara çarpıyor ve tekrar iyiyiz.

Yani anlayacağınız bizim Karzaoğlu hanesi olarak (ki bilirsiniz ben ve Maruş Hanım'dan oluşan köklü bir ikamettir) geniş, uzun hollü bir ev ihtiyacımız artık hepten gün yüzüne çıktı. 

Sonra bunun üzerine düşünmeye başladım. Bazen hayat size bazı mesajlar gönderir ve bu mesajları almak için seri şekilde bazı şeyler yaşarsınız. Ben bu mesajları almaya başladım ve tam anlamıyla "okundu/görüldü" oldu. Görüyordum evet. Mesela bir de yurtdışından taşıdığımız yaş mamaları koymak için mutfakta yeterince yer yoktu. Mamalar vestiyerde. Bir kısmı lavabonun altındaki dolapta. Yani. Dolaplar yeterli değil. Bol dolaplı geniş bir mutfak gerekiyor. 

Yazının bu kısmında durup bu "daha geniş bir ev ihtiyacı" için bahaneler uydurduğumu dile getirebilirsiniz. Bu talebimi Maruş'a -özel okul mezunu bdt terapisi yapan psikolog tabiriyle- "channel ettiğimi" söyleyebilirsiniz. Bakın. Ben beraber yaşadığı canlıların taleplerine gözlerini kapamayan birisiyim. Mesela salondaki 7 sene önce iş değişikliği yaptığımda ta ilk çalıştığım hastaneden arkadaşlarımın gönderdiği bonzai bitkisinin yalnızlığına artık dur diyerek yanına arkadaş bonzai getirdim. Hatta yetmedi, bir de orkide getirdim ve sonra onlara Üç Kızkardeşler adını taktım. Kızlar biraz problemli ve orkide hafif dışlanıyor. Bonzai'ler adeta gangster gibi ele geçirdiler ortalığı ama orkide... Maalesef. Biraz onunla ilgileniyorum. İlk bonzaim ve ben beraber 6 ay yaşamıştık ve o zamanlar Maruş bile yoktu evde. O zaman evde böyle bir ihtiyaç ortaya çıkmamıştı. Bakın şu an böyle bir ihtiyaç var. Ne değişti, size sormak istiyorum. Sorun gerçekten ben miyim? 

Yazının burasında duruyorum çünkü bu hikaye daha çok uzun olacak gibi...