Rüzgâr kanatlarının altında hafif bir sarsıntı oluşturarak kendisine yer açıyor. Yolda olan, yola devam etmeye çalışacaktır. Dağılmaya başlamış olan, daha da dağılacak ve tekrar bir araya gelmek için gönülsüz olacaktır. Birileri... 42 deveyle birlikte bir sonraki ereğine varmaya çalışacaktır. 42 devenin hörgücünde 42 hikâye. Hepsi yalan dolan.
*
Hikâyelerden birisi bize anlatılan, birisi bizim yaşadığımız, birisi inanmamız istenen, birisi inanmasak da kimsenin umurunda olmayan. Başka birisinde hikâyeyi biz anlatıyoruz, bir diğerinde hikâye bile yok. Bir başkasında hikâye hikâye bile değil birkaç anlamsız kelime, bir diğeri dağılmış ve asla toparlayamıyor. Bir hikâye çoktan unutulmuş bile, başka bir hikaye son demlerini yaşıyor. Bir tanesini biraz sever gibi olduk, bir tanesi bizi heyecanlandırdı, başka bir tanesiyle korktuk, bir diğeri birinin rüyasıydı. Başka bir hikâyede rüya bile yoktu öyle kesif, amansız bir boşluktu. Bir başkasında sadece sesler, bir diğerinde sadece titreşimler, bir diğerinde sadece ince bir gerginlik vardı. Saat çoktan geç olmuştu. Hikâyelerinizi anlatacağınız zamanların bir sınırı yoktu elbette ama hikâyelerin, nasıl desem, tutmayacağı zamanlar vardı. 42 deve yola 42 hikâye ile çıktı ve sabah olmadan pek çoğu... Yitti gitti...
İşte elimizde kalan hikâye de kendisini böyle aktarıyor.
42 deveden kalanlar, kör kralın ihtişamlı şehrine girerken diş etlerine bir avuç tuzu sıkıştırdılar ve bir süre beklemeye başladılar. Bazılarını birileri karşıladı, bazıları kendileri gitti. Bazıları ise bekledi. Yaz geceleri geçti. Kış geceleri. Geçti. Yıldızların altında beklediler. Şimşekler çakarken de beklediler, tüm fırtınalar dindikten sonra da. Ağızlarındaki tuzlar yavaş yavaş eridi ve her şey çok tatsızlaşmaya başladı. Bir kısmı da... Beklerken yitti, gitti... Kimisi gücünü toplamaya çalışırken dizleri ağrıya ağrıya yerinden kalktı. Bilirsiniz. Bazı develerin boyunları biraz daha uzun, huyları biraz daha ağırdır. Biraz ahlayıp ohlamaları gerekir. Ama kalkacaklardır elbette. Biraz zaman alır. Bazı develer zıplayarak gider, bazıları ise yıkıp dökerek. Bazılarının kendi iç ritmleri vardır. Ne vardır, zamanı gelince olması gereken olacaktır işte. Bazıları daha çiğnemesini yeni bitirmiştir. Bazıları ise orada bir yerlerde... Yitip gitmiştir...
İşte elimizde kalan hikâye de kendisini böyle aktarıyor.
Kör kralın şehrinden bir şekilde çıkan develer artık tekrar yola düşmüş ve tekrar bir yere varmaya çalışır gibi görünmektedir. Uzaktan bakan için kalan bir avuç devenin anlamsız bir çöl dünyasına gitmesi imkansız gelir, öyle ya, bu yolu en iyi develer bilecektir. Develer utanmayı bilir mi? Develer mahcubiyeti bilir mi? Develer, mesela, öfkelenip... Delirip çöle gitseler... Tahmin edilir mi? Yoksa uzaktan bakıldığında her şeyden ne kadar emin göründüklerinin büyüsüyle... Yitip gidişin de muhteşem bir görüntüsü oluşur... Görkemli bir vazgeçiş... Kahramanca uzaklaşırken... Kendi ritmlerinde... Onları gölgelerinden tanırız... Siluetleri... Hafifçe kayar toprağın üzerinde...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder