fujifilm x100vi; etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fujifilm x100vi; etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

33 1/2

12:30


Annem rüyasında kilo kilo havuç görmüş benim elimde. Annemin bu sene benim üzerime gördüğü onlarca rüyadan birisi... Öğle arası arıyor, rüyasını dinliyor, kısaca internette yorumlarına bakıyor ve sevinçli bir beklentiyle kapatıyorum. Pek çok kere olduğu gibi. 450 kilometre veya daha uzakta, annemin rüyalarına ve dualarına güvenerek hayatıma devam ediyorum. Yoksa ben... Hevesimi aldım. Hevesimi hiç alamayacağım şeyler listesi yapsaydım yerini bulacak pek çok şeyden hevesimi, alıverdim. Ne kadar da doyamayacağım şeyler vardı, ne kadar da... Anlayamayacağım şeyler vardı. Ama işte. Oldu. Bazı şeylerin aniden olması gerekir ki o rüzgârı sizi taşısın. Şöyle ortaya bir serpsin, dağıtsın, toparlasın. Bu aniden olan şeylerde bir hikmet vardır ama, bir zorluk da vardır insanı kilitleyen... 


Bir kedi gibi akışkan olduğumu hatırlamam için bir haftasonu 50 küsür bin adım atmam gerekti. Ve bu birkaç haftasonu boyunca devam etti. Birkaç ay... Ve mevsim boyu... 


33 yaş. 33 yaşın tam yarısında 33 yaşın ne olduğunu size açıklıyorum: 33 bin yorgunluk. Artık hayatın bu aşamasında kendimize acımaların sonuna geldiğimizi rahat rahat söyleyebilirim herhalde. O bir dönemdi, bitti. O, nasıl desem, bir geçiş dönemiydi, bir isyan ve inkar, bir inşa ya da ikrar dönemiydi. Geçti. Elimizde ne olduğunu tam olarak anladığımız zamanlar. Elinizde olan şey kendiniz, oradaki her şey. Fazlası ya da azı değil. Her şey orada işte. 33 yaş ile ne yaparsınız? 


33 yaş ile ne yaparsınız biliyor musunuz? Çok güzel kavga edersiniz. Koşullarınızla kavga edersiniz ve bir vites yükseltmek istersiniz. Kendi sınırlarınız. Kendi tepkiniz, kendi mücadele etme şekliniz, kendi hareketiniz... Her şeyiniz kendiniz olmuştur burada. Bu sorumluluk her zamankinden çok sizdedir, aslına bakarsanız bu sorumluluk uzun zamandır sadece sizdedir. Ağaç köklenmiş, toprağa sımsıkı sarılmış ve biraz da gerilmiştir. Temkinli bir yoğunlukta tüm damarlarınızda ince ince bir şey dolaşmaya başlar. Herkesin kendi köşesine yerleşmeye başladığı zamanlar... Vücudum bir ağaç, kara kışı tek başına geçirecekmiş gibi gergin ve... Sükunet içinde havaların biraz olsun düzelmesini bekliyor. 


Güneş hafifçe etrafı ısıttığında ve su içmenin daha kolay olduğu, sınırsız salatalık ve kavun yiyebildiğimiz o günler geldiğinde... Kıvırcık salatalarının içine taze domatesleri, Aronya sirkelerini karıştırırken... Biraz daha iyi olacağız eminim. Yapraklarımız etraftan gelen sıcak tereyağ kokusuna kendisini kaptırmış... Heyecanla titreyecek sabahları... 

KÖR KRALIN ŞEHRİ

12:39


Rüzgâr kanatlarının altında hafif bir sarsıntı oluşturarak kendisine yer açıyor. Yolda olan, yola devam etmeye çalışacaktır. Dağılmaya başlamış olan, daha da dağılacak ve tekrar bir araya gelmek için gönülsüz olacaktır. Birileri... 42 deveyle birlikte bir sonraki ereğine varmaya çalışacaktır. 42 devenin hörgücünde 42 hikâye. Hepsi yalan dolan. 


*


Hikâyelerden birisi bize anlatılan, birisi bizim yaşadığımız, birisi inanmamız istenen, birisi inanmasak da kimsenin umurunda olmayan. Başka birisinde hikâyeyi biz anlatıyoruz, bir diğerinde hikâye bile yok. Bir başkasında hikâye hikâye bile değil birkaç anlamsız kelime, bir diğeri dağılmış ve asla toparlayamıyor. Bir hikâye çoktan unutulmuş bile, başka bir hikaye son demlerini yaşıyor. Bir tanesini biraz sever gibi olduk, bir tanesi bizi heyecanlandırdı, başka bir tanesiyle korktuk, bir diğeri birinin rüyasıydı. Başka bir hikâyede rüya bile yoktu öyle kesif, amansız bir boşluktu. Bir başkasında sadece sesler, bir diğerinde sadece titreşimler, bir diğerinde sadece ince bir gerginlik vardı. Saat çoktan geç olmuştu. Hikâyelerinizi anlatacağınız zamanların bir sınırı yoktu elbette ama hikâyelerin, nasıl desem, tutmayacağı zamanlar vardı. 42 deve yola 42 hikâye ile çıktı ve sabah olmadan pek çoğu... Yitti gitti...


İşte elimizde kalan hikâye de kendisini böyle aktarıyor. 


42 deveden kalanlar, kör kralın ihtişamlı şehrine girerken diş etlerine bir avuç tuzu sıkıştırdılar ve bir süre beklemeye başladılar. Bazılarını birileri karşıladı, bazıları kendileri gitti. Bazıları ise bekledi. Yaz geceleri geçti. Kış geceleri. Geçti. Yıldızların altında beklediler. Şimşekler çakarken de beklediler, tüm fırtınalar dindikten sonra da. Ağızlarındaki tuzlar yavaş yavaş eridi ve her şey çok tatsızlaşmaya başladı. Bir kısmı da... Beklerken yitti, gitti... Kimisi gücünü toplamaya çalışırken dizleri ağrıya ağrıya yerinden kalktı. Bilirsiniz. Bazı develerin boyunları biraz daha uzun, huyları biraz daha ağırdır. Biraz ahlayıp ohlamaları gerekir. Ama kalkacaklardır elbette. Biraz zaman alır. Bazı develer zıplayarak gider, bazıları ise yıkıp dökerek. Bazılarının kendi iç ritmleri vardır. Ne vardır, zamanı gelince olması gereken olacaktır işte. Bazıları daha çiğnemesini yeni bitirmiştir. Bazıları ise orada bir yerlerde... Yitip gitmiştir... 


İşte elimizde kalan hikâye de kendisini böyle aktarıyor. 


Kör kralın şehrinden bir şekilde çıkan develer artık tekrar yola düşmüş ve tekrar bir yere varmaya çalışır gibi görünmektedir. Uzaktan bakan için kalan bir avuç devenin anlamsız bir çöl dünyasına gitmesi imkansız gelir, öyle ya, bu yolu en iyi develer bilecektir. Develer utanmayı bilir mi? Develer mahcubiyeti bilir mi? Develer, mesela, öfkelenip... Delirip çöle gitseler... Tahmin edilir mi? Yoksa uzaktan bakıldığında her şeyden ne kadar emin göründüklerinin büyüsüyle... Yitip gidişin de muhteşem bir görüntüsü oluşur... Görkemli bir vazgeçiş... Kahramanca uzaklaşırken... Kendi ritmlerinde... Onları gölgelerinden tanırız... Siluetleri... Hafifçe kayar toprağın üzerinde... 

HAYATIN GÖVDESİ -II-

23:27


Zaman ters yüz oldu, değişti, içine büküldü. Arada kaybolanları tekrar konuştuk ve tekrar var olduklarına emin olduk. Gerçekten oradalar mıydı? Bir uyuma şekli, ağırlığının arkasında bıraktığı hafif izler. Ne kadar hafif? Ne kadar taşınabilir? 


Zaman ters yüz oldu. Bir an geldi, o anıldı. Onun şekli ona has. Ona ait. Peki ondan geriye ne kaldı? Onu hatırladın bitti. Öyle bir geldi geçti. 

HAYATIN GÖVDESİ -I-

05:56


Kendisine o anı verdi.


Hikayelerin, evlerin, anlaşılmaz mırıltıların, en sonunda eve dönecek olmanın, korkuyla uyuyarak geceden ve gecenin getirme ihtimali olan şeylerden kaçınmanın, hazırlanmanın... Farkında veya değil, haberli veya değil... Uyanık... veya değil... Tüm yüklerini silkelenip atarak ve her defasında inanılmaz bir mücadelenin içerisinden muzaffer bir şekilde çıktığını hayal etmeyi sürdürerek. 


Nasıl olacak birlikte anlayacağız ve anlamlandırabildiğimiz her şeye isimler koyacağız. 


Neşeli Eylül güneşi doğduğunda... Uyut onları artık...