Bir kedi gibi akışkan olduğumu hatırlamam için bir haftasonu 50 küsür bin adım atmam gerekti. Ve bu birkaç haftasonu boyunca devam etti. Birkaç ay... Ve mevsim boyu...
33 yaş. 33 yaşın tam yarısında 33 yaşın ne olduğunu size açıklıyorum: 33 bin yorgunluk. Artık hayatın bu aşamasında kendimize acımaların sonuna geldiğimizi rahat rahat söyleyebilirim herhalde. O bir dönemdi, bitti. O, nasıl desem, bir geçiş dönemiydi, bir isyan ve inkar, bir inşa ya da ikrar dönemiydi. Geçti. Elimizde ne olduğunu tam olarak anladığımız zamanlar. Elinizde olan şey kendiniz, oradaki her şey. Fazlası ya da azı değil. Her şey orada işte. 33 yaş ile ne yaparsınız?
33 yaş ile ne yaparsınız biliyor musunuz? Çok güzel kavga edersiniz. Koşullarınızla kavga edersiniz ve bir vites yükseltmek istersiniz. Kendi sınırlarınız. Kendi tepkiniz, kendi mücadele etme şekliniz, kendi hareketiniz... Her şeyiniz kendiniz olmuştur burada. Bu sorumluluk her zamankinden çok sizdedir, aslına bakarsanız bu sorumluluk uzun zamandır sadece sizdedir. Ağaç köklenmiş, toprağa sımsıkı sarılmış ve biraz da gerilmiştir. Temkinli bir yoğunlukta tüm damarlarınızda ince ince bir şey dolaşmaya başlar. Herkesin kendi köşesine yerleşmeye başladığı zamanlar... Vücudum bir ağaç, kara kışı tek başına geçirecekmiş gibi gergin ve... Sükunet içinde havaların biraz olsun düzelmesini bekliyor.
Güneş hafifçe etrafı ısıttığında ve su içmenin daha kolay olduğu, sınırsız salatalık ve kavun yiyebildiğimiz o günler geldiğinde... Kıvırcık salatalarının içine taze domatesleri, Aronya sirkelerini karıştırırken... Biraz daha iyi olacağız eminim. Yapraklarımız etraftan gelen sıcak tereyağ kokusuna kendisini kaptırmış... Heyecanla titreyecek sabahları...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder