Beni kıyıya çekebilir misin tekrar, çünkü ocağı açık bıraktım.
Bir Helly Hansen mantosu giymiş, sırtına ağır iş makineleri üreten bir şirketin promosyon laptop çantasını takmış bir adamla beraber yürüyen merdivenlerden aşağıya apar topar iniyoruz.
Koştururken bir yandan onu izliyorum zihnimde. Bir süre sonra kolaylıkla geçiyorum onu. Bu sahne, senin sahnen demek istiyorum ona. Göster kendini!
O gün iyiyim. Nesnesini arayan bir voltaj dolaşıyor vücudumda. Cızırdıyor, evet, cızırdıyorum. Doğru yeri gösteriyorum çene kemiğimde. Elektrik. Tam burada. Elektrik, çenemden bütün sinirlerime sinyal vererek atıyor.
Çarpa çarpa gidiyorum insanları. Bir sersemlik hissi olarak geçiyorum aralarından. Bir çakırkeyiflik hali olarak geçiyorum. Çakmak çakmak geçiyorum. İsmi bulunması, ismi konulması gereken bir his olarak geçiyorum. Bir atıp bir sönerek geçiyorum. Sarmalayarak, aynı anda sıyrılarak, atarak ve dönerek geçiyorum. Her yerde, hiçbir yerde, o yönünü arayan, dağılan ve toparlanması gereken, nesnesine kaçmaya çalışan, çarpan, çarpan, çarpan…
Voltajlı ellerimle bir şüphe bulutunun içindeyim artık. Karanlık bir kümülüs o. Şüpheye de dönüp “Bu sahne senin” demek istiyorum; “senin sahnen”, “göster kendini!”.
Şüphe bulutunu bir iple sıkı sıkıya elime dolayıp geçtiğim tüm bu yollara bakın. Durabilecek miydik?
Durdurulabilir miydik?
Bu hali çok iyi biliyorum. Bu hali siz de tanırsınız.
Bu halin farklı versiyonları olur.
Bu.
Delirdiğimiz versiyon.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder