Bir iş sürekliliği toplantısında arka planda bir haber dönüyor ve olası İstanbul depreminde yapı stokunun yüzde bilmem kaçını -unutacağım kadar dikkatsiz dinlenmiş ama sayı o kadar büyük ki beynim bir yerden yakalıyor- kaybedeceğini ve aslında ev almanın ne kadar anlamsız olduğunu anlatıyor ve bir yerde diyorum ki hayatta bu şekilde anlam aramaya kalkacaksak şu anda burada ne işimiz var ve neden bunları konuşuyoruz. O an tutunduğum şeyi, her ne idiyse, kaybediyorum. Bu mücadele benimle ve bana özel değil; bu mücadele ayla ve denizle de yapıldı ve onlarla beraber herkes kaybetti, ben de omuzlarımdan kayıp gitmesine çok takılmayacağım gibi duruyor.
Eylül'de günler genelde böyle geçiyor. Eve gitmeyi istemekle. Ama biraz da gezmek istemekle. Kararsız. Saat 17:00. Dört ayaklı bir canlı etrafta dolaşmaya başlamış ve adını Otostopçunun Galaksi Rehberi’ndeki kederli robot Marvin’den alan ev içi kamera (Marvin 2.0) bildirim göndermeye başlıyor. İlk bildirim. Vakit ilerledikçe... Bildirimler de ilerliyor. Her bildirimle birlikte karar daha çok oluşuyor.
Evet, artık gel.
Evin kendisi bir var oluş halinin kendisi ve yola ona tutunarak devam ediyorum. Bazen göz gözü görmez olduğunda ya da ben, basitçe kaybolduğumda da… Görünmez bir iple ona doğru çekilirim. Maruş’la beraber ona bir şekil verdik; doğal, içten, hesapsız bir bağlanma ve sınırsız kabul edilişle bir şey oluşturduk orada. Bir şeyler kattık ve orası maddi varlığını aştı, bir his oldu, bir kovuk oldu, rastgele bir yerde içine girilebilen bir yumaklık hali, bir sıcak mutfaklık, bir serin çardaklık hali… Bir hisler dünyası, görünmez bir kalkan etrafını kuşatıyor zihnimde, bu benim kendimim bizzat, bilincimin ta kendisi, çok yukarıda, çok çok yukarıda, karlı haşin zirvelerin ötesinde ulaşılmaz bir yerde mütevazi bir hayat sürüyor. Ya da aksine çok yol üstünde ama bir o kadar da sakin, gece olduğunda atlarımızı bağlayıp orada sabahlayacağımız... Hancının büyük bir kepçeyi içinde çok uzun süre pişmiş etli sebzeli türlü olan kocaman bir güveç kazanına daldırıp taş bir kaseye yoğun bir yemek koyduğu… Bazen bir British Countryside evi, bazen Marfa'da yol üstünde hindibaların uçuştuğu çorak bir arazinin ortasında... Tüm gerçek ve fantastik varyasyonlarıyla beraber hepsi bilincimin derinliklerinde ve her an biçim değiştirerek var oluyor...
