keifi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
keifi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

YENİDEN: KEİFİ'YE UĞRADIK!

13:19

Keifi için Gittim ve Gördüm yazısı yazalı çok uzun zaman olmuş, merak edenler buradan okuyabilir. Üzerinden ne kadar zaman geçtiği, fotoğrafların ne kadar değiştiğinden bile ayırt edilebiliyor adeta (karanlık bir dönemmiş, neyse ki sağ salim atlatabilmişiz!). Bu yazıyı yazdıktan sonra birkaç kere daha gittim ama yine kış aylarıydı, köşedeki koltukların ne kadar güzel ışık aldığını unutmuşum o yüzden. Geçtiğimiz günlerde eski bir arkadaşımla yolumuz tekrar buraya düştü ve bazı değişiklikler gördük: Konseptte genel olarak hiçbir değişiklik yok ama ön bahçe büyütülmüş ve artık, özellikle akşama doğru eskisinden daha da kalabalık.

Güzel yanı ise yeni geçtikleri uygulamayla haftaiçi her gün 10.00-16.00 saatleri arasında kitap okumaya gelenlere ilk çayları kendilerinin hediye ediyor olması. Biz çayımızı da içtik, smoothie'mizi de. Meraklısı için burada birkaç fotoğraf daha var. Mesela TIK, TIK, ve TIK. Greyfurtlu smoothie enfes bir yaz içeceği olmuş, bütün yaz Ankara'da tıkılıp kalanlar umarım çoktan keşfetmişlerdir.

Bir sonraki gelişimizde de bizzat kendilerinin icetea'lerini denemek istiyorum, şimdiden leziz bir not olarak burada kalsın, belki benden önce yolu düşenler olur.

FIRTINADAN BİRAZ ÖNCE

14:53

Bugünü hiçbir şekilde unutmamalıyız. Tarih: 21 Ağustos. Saat: Fırtınadan biraz önce.

Ama hikayenin başlangıcı daha öncesine gidiyor.

Uzun zamandır artık "eskilerden" sayabileceğim arkadaşım Derya ile fotoğraf çekmek istiyordum ama biliyorsunuz, hastaneydi stajdı derken bir şekilde bugün işi astım ve soluğu Next Level'da aldık. Gelmeden önce olabilecek bütün çılgınlıklarım hakkında kendisine bilgi vermiştim, yani bir kere hastane raporunu imzalayıvermişti, artık suç benden gitmişti...

(Şimdi fotoğraflara bakınca havanın ne kadar güneşli ve açık olduğuna inanamıyorum, nitekim akşam eve geldiğim zaman dizlerime kadar sırılsıklam olmuş bir haldeydim. Trabzon'da dereye düştüğüm gün (ki bu rezil hikayeyi de bir ara mutlaka anlatmalıyım) bir, bugün ikiydi.)
Bir yere bir şekilde fotoğraf çekmeye giderken çantam her zaman çok kalabalık ve ağır oluyor, hep de eksik bir şeyler getiriyor oluyorum. Bugün Zenit TTL'imi yanıma almamıştım mesela. A6000'e geçeli çok olmadı, çantası da onunla beraber alınmıştı. Gelin görün ki canım çanta 1 ay bile dayanamadan bütün dikişlerini atınca ona verdiğim saçma paraya acıdım resmen. Yeni bir kamera çantası arayışı içindeydim, Pompidoo, taa Letonya'lardan yardımıma koşuverdi.
İnternette bakarken çok daha küçük görünse de elime aldığım zaman inanamadım. Bildiğiniz küçük bir valiz tadında. İçerisine 14 inçlik bir laptop, 2 kamera ve 3 lens, defter/kitap/gazete, cüzdan, ve aklınıza gelebilecek her türlü ıvır zıvırı sığdırabilmeyi başardım, 1 litrelik su şişesi de dahil. Açıkçası o kadar sağlam bir görünüşü var ki günlük hayatta kullanmaktan ziyade kısa dönem yolculuklar için kullanmak daha mantıklı bile geldi.
Zaten fırtına koptuktan sonra su geçirmemesini görünce de ayrıca bir sevindim.

Gerçekten bir kadın olarak en büyük zaafım çantalar. Ve ayakkabılar. Ayakkabılar kesinlikle. Ceketler de. Her şey. Sanırım. Her. Şey.
Benim çantamın modeli Palermo ama ben en çok Amsterdam modeli ile arada kalmıştım. Bu da sanırım erkekler için ürettikleri tek model, şık durduğu kesin. Bu aralar çok fazla klasik renkler aldığım için daha renkli olanlarını tercih etsem daha iyi olacakmış, yine en fazla gri'ye kadar gidebildim.

Günün bitimine yaklaşırken en son sağanak yağmurun altında koşarak onların arabasına binmiştim; Yenimahalle'ye kadar gitmiştik, bu sırada yağmur doluya çevirmişti, en son tam olarak nerede olduğumu bilmezken meğer onların evinin oraya gelmiş olduğumuzu öğrenmiştim; sonra oradan bizim eve gelmek için minibüs, tanımadığım ama çok tatlı bir teyzenin elime zorla tutuşturduğu şemsiye derken... Gün de bitivermişti.
Fotoğrafları çekerken gösterdiği sonsuz sabır için Derya'ya ne kadar teşekkür etsem az. Her zaman söylüyorum ya, kimse inanmıyor. Çekilecek dert değilim aslında ama çekti gerçekten, hala hayret ediyorum, eheh.

Gittim ve Gördüm: Keifi

14:54

image
Uzun zamandır böyle heyecanlı bir şekilde gittim ve gördüm yazısı yazmadım sanırım. En baştan uyarayım çok uzun (yani çooook uzun) olacak. İlk başta acaba iki parça mı yapsam diye düşündüm, belki kalanlarla (ki kalan olacağına o kadar eminim) yeni bir yazı da yazarım.
Şimdi. Öncelikle bana burayı tavsiye eden Ömür Beye çok çok teşekkür ederim, okumaya devam edin, neden olduğunu anlayacaksınız.
image
Öncelikle yol tarifi, elbette.
Keifi, Eskişehir yolu üzerinde bulunan Next Level Alışveriş Merkezinin 3 katındaki terasta bulunuyor. Tam olarak sinemanın yan tarafında. Peki Next Level'a nasıl gidilir? 3 farklı yol tarif edildi:
Yol-1: Kızılay'dan Çayyolu metrosuna biniyorsunuz, 10 dakika sonra Söğütözü'nde iniyorsunuz. Yukarı doğru yürüyünce hemen karşınıza çıkacak zaten.
Yol-2: Mithatpaşa'daki Peynirci önünden Çayyolu, Etimesgut otobüslerine binip, Armada önünde inip karşıya geçebilirsiniz. Tam Armada'nın karşısında.
Yol-3:
Güvenpark'tan Odtü dolmuşuna binip, gene Armada önünde inebilirsiniz. En hızlısı Çayyolu metrosu.
image
Keifi sıradan bir kafe değil, kendileri tam anlamıyla "Çay Evi". Binbir çeşit çay içebiliyorsunuz içeride, yöresel çaylar, bölgesel çaylar, güzel isimleri olan egzantrik çaylar, çaya dair bütün güzellikler kısacası. Eğer acıkmışsanız menüden atıştırmalık da alabilirsiniz, biz sandviç almıştık ve bize sandviçlerinin hemen alttaki Kafes Fırın'dan geldiği söylendi. E Kafes'in şanı da bilinen bir gerçektir Ankara içerisinde.
image
Mekanın dekorasyonu i-na-nıl-maz. İçerisi aileler için, dışarısı arkadaşlar için düşünülüyormuş şu sıralar. İçeride sıcak sıcak oturup, hatta yayılıp, saatler geçirebilirsiniz. Zaten o kadar rahat ettiriliyorsunuz ki, şahsen biz herhalde rahat 3 saat kalma cüreti göstermişizdir. Tam olarak şu alttaki yayvan koltuklarda oturduk:
image
Köşedeki çantayı bile görebilirsiniz eheh.
Şimdi şurada bir ara vereyim, biraz soluklanalım hadi.
Biz buraya iki arkadaş, tam olarak hazır ve nazır bir şekilde gittik. Tamamen fotoğraf çekme amacıyla hem de. Elimizde ne var ne yok götürdük ve bu yazıdaki fotoğraflardan "Still Life" tarzında olanları telefonumla, geri kalan kısmı ise Canon 550D ile çektim (kit lens ile birlikte). Çok çok uzun zaman sonra profesyonel fotoğraf makinesi kullanmak biraz garip gelse de hoş bir his, özellikle sonuçları gördükten sonra. (Sizce çok fark ediyor mu, lütfen yazın. Yorumlarınızı öğrenmek isterim.)
O yüzden yemeğimizi yediğimiz gibi fotoğraf çekme işine giriştik. Acı ama gerçek bu, arkadaşlar.
Hatta ilk bunu çektim ben:
image
Biz fotoğraf çekme işine girişip etrafı dağıtırken (bu arada gündüz vakti çok sakindi ve bu o kadar ama o kadar güzeldi ki anlatamam. Akşamleyin kalabalıklaşıyormuş ama ona denk gelmediğime sevindim desem yeridir.) çalışanlar o kadar yardımcı oldu ki şaşırdık kaldık. Bize özel stüdyo ışığı bile sağladılar, görmeniz lazımdı! Ama terasta olduğu için orijinal ışığı kullandık, çok daha sağlıklı oldu bu şekilde.
image
Şimdi düşününce bütün fotoğrafları ben çekmişim gibi hissettim, arkadaşım el mankenim olmuş, çay mankenim olmuş, her şey olmuş o sırada, eheh.
Gizlice size en çok sevdiğim fotoğrafı göstereyim. Bunu çekerken bile mutluluk duydum, yukarıdakilere benzer, ama daha özel:
image
İşte böyle. Daha pek çok fotoğraf var ama sizleri sıkmak istemiyorum, belki bir gün birlikte gidersek daha güzellerini çekeriz, değil mi?
Artık sona yaklaşırken birkaç temel şeyden bahsedelim:
1. Fiyatlar nasıl? Next Level standardına göre gayet uygun. Hatta önyargı ile gitmiştik bile diyebilirim, menüyü görünce şaşırdık (ve tabii ki mutlu olduk. :p) Öğrenci halinizle, şimdi bir düşünürsek, haftada bir mutlaka gidebilirsiniz. Çaylar demlik halinde geliyor size ve istediğiniz gibi içiyorsunuz.
2. Çaylar nasıl? Çay sever, çay-hane sever bir insansanız mutlaka ama mutlaka gitmeniz gereken bir yer. Bizim içtiğimiz çayın adı "Gri Prenses" idi. İkimiz de çok beğendik, keşke hemen yine gitsek!
3. Benim en sevdiğim birinci kısım: Dekorasyon nasıl? Yukarıda görüyorsunuz!
4. Peki ya müşteri memnuniyeti nasıl? Gittiğim en zarif mekanlardan biri bu konuda. İnanılmaz sabırlı davrandılar bize, ne kadar teşekkür etsek azdır diyebilirim.
İşte böyle.
Gelelim ayrıntının ayrıntısına...
image
Burayı nasıl buldunuz, heyecan yaptığım kadar var mıymış, lütfen yazın, yorumlarınızı çok merak ediyorum. Sizin de şuraya git dediğiniz yerler varsa, mesaj kutum her zaman açık. En yakın zamanda görüşmek üzere,
Sevgiler!
Adres:
Kızılırmak Mahallesi, Dumlupınar Bulvarı, No: 3/C1 Ankara (0312) 285 9594 İnternet adresi için TIK.
Dipnot: Bu yazıdaki fotoğraflar Canon 550D 18-55 mm lens ve LG-G2 ile çekilmiş, VscoCAM ile düzenlenmiştir.