Güzel kafeleri severim. Ama içdizaynı ayrı, çalışanları ayrı, kahvesi ayrı, bulunduğu yeri ayrı güzel kafeleri çok fazla severim. Geçtiğimiz haftalarda Samsun'daki Coffee Home'u tekrar ziyaret ettim, benim için oldukça heyecan vericiydi ve tabii ki, yine yüzlerce fotoğrafla geri döndüm. Hadi başlayalım.
Aslında buraya tam olarak 1 sene önce yine gelmiş, yine bir Gittim ve Gördüm yazısı yazmıştım. O zamanlar blog yeniydi ve böyle bir yere rastlamış olmak haliyle çok heyecan vericiydi. Linki burada. Bu yazı benim için önemli, çünkü 1 senede fotoğraf çekme tekniğimin ne kadar değiştiğine de şahit olmuş oluyoruz bir bakımdan.
Önceki blog yazısında burayı anlattığım için yine her şeyi tek tek yazmayacağım ama Coffee Home, Samsun'da Atakum sahilinde bulunuyor. Önceki gidişimde fotoğraflarını akşamleyin çektiğim için görülemeyen bütün ayrıntıları tek tek inceleyebildim bu sefer. Ve çok sevdiğim bir arkadaşım da bana modellik yaptı, böylelikle birlikte her tarafını fazlasıyla karıştırdık (hatta çok fazlasıyla!).
İkinci fotoğrafta gördüğünüz kapı, mekanın Atatürk Bulvarı tarafında olan girişi. Öteki girişi ise sahil tarafından ve bahçe olarak düşünülmüş. Bu üstte gördüğünüz raf, kafenin hemen girişindeki büyük kitaplıktan ayrıntı. O kitaplıkta bir cevher olduğunun ise ilk kanıtlarından biri. Gelelim diğerlerine.
Sonsuza dek kitap fotoğrafı çekebilirmişim gibi geliyor ama şunu sormak istiyorum, kitapların büyük çoğunluğunun tıbbi içerikli olduğunu fark ettiniz mi? Hepsinin özel seçildiğine inanıyorum, bilinen evrenlerde bu kadar tesadüfün olması normal değil nitekim, hehe. Hadi devam biraz daha.
Burada bir saniye durup biraz etrafı gezelim çünkü çıkışta tekrar kitaplara uğrayacağız. Kitaplıktan tam karşıya baktığımız zaman gördüğümüz dolap şöyle:
Yakınlaaaaş.
Biraz daha ileriye gidelim. Merdivenleri çıkarken benim iki sene peşpeşe çektiğim halde hala çok sevdiğim masanın fotoğrafını zaten görmüştünüz yukarıda (bendeki blogger sabırsızlığı. Her şeyi hemen göstermek istiyorum). Şimdi üst kata doğru çıkalım.
Aa unutmadan! Bu dolabın önünde önce fotoğraf çekelim. Gülümseyin!
Şimdi üst kata çıkabiliriz artık. Ladies first!
Tam olarak neyin değiştiğini anlamadım ama burası geçen seneye göre değişmiş gibi geldi. Nasıl olduysa geçen sene aynı yerden bambaşka bir açı yakalamışım. Ben mi yanlış hatırlıyorum bilmiyorum ama bir gariplik olduğuna emin gibiyim, muhtemelen yeni eklenen bir dekorasyon değişimi var.
Yerdeki karolar #ihavethisthingwithfloors yapılacak cinsten. Biraz da üst katta takılalım o halde. Burada çok fazla oyalanmadan kitaplara geri dönmeliyiz.
Uzaklaaaaş.
Tamam işte. Sizi yine onlarca fotoğraf arasında soluksuz bıraktım, aşağıya inip en sevdiğimiz köşeye dönebilir miyiz? Önce oturalım.
Tamam, tamam! Ama biraz daha olabilir bence, insiyatif kullanmalıyım, evet kesinlikle. Hala tıbbi kitaplar...
Bu arada bu kitaplıkta antika teleskop bulduk desem??!
Son olarak antika radyolar, antika dürbün ve telefon da bulduk desem??
İşte bu kadardı, bitti. Burada fotoğraf çeker ve etrafı fazlasıyla dağıtırken bizlere her zaman güleryüzle yaklaşan çalışanlara çok çok teşekkürler. (Gerçi benim muhtemelen senede bir uğrayan ama tam uğrayan garip bir insan olduğumu düşünmelerine ramak kalmıştı. :() Onun dışında canım arkadaşım Burcu'ya da sonsuz teşekkürler, kendisi hiç üşenmeden bana o kadar yardım etti ki hakkını hiçbir şekilde ödeyemem.
Umarım ki seneye bir şekilde tekrar yolum düşer dediğim bir yer oldu, daha kahvelerine hiç gelemedik (2 saattir konuşuyoruz daha bir kere kahve demedik ehheha). Lütfen fotoğrafların değişimi (umuyorum ki gelişimi :) hakkında eleştiriler ve yorumlar bırakmayı unutmayın. Sonraki yazıda görüşmek dileğiyle,
Sevgiler!
atakum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atakum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BİR YAZ GÜNÜ, YİNE...
09:06
, By: radyodepartmani
B. ile liseden mezun olduktan sonra ilk defa bu yaz görüşebildik, bu, kesinlikle üzerine yazmaya değer bir şey. Size biraz mazi yaptırmazsam olmaz zaten.
Tahmin edebileceğiniz gibi, B. ile tanışmamızdan itibaren "normal" diye tanımlanabilecek bir arkadaşlığımız olmamıştı. Garip değil. Bu yaz birbirimizi gördüğümüz gibi yine aynı şeyleri söyledik: Beraber meditasyon yaptığımız efsane gün. Akşamın bi vakti Loreena McKennitt açmıştık ve dalga sesi ve tütsüyle meditasyon yapmaya çalışmıştık ve şu an düşündükçe bile gülüyorum, açıkça rezillik ötesi bir şeydi.
Bir diğerinde gün, benim doğumgünüm. B.'lerin evi yine boş, ben ve E. oradayız, kahve içiyoruz. Takımın her zamanki tercihi "bol kremalı, şekersiz". O zamanlar french press'ler yok elbette, ama kahvenin adı hep aynı. O gün çok özel bir gün olduğu için, eh, Samsun'un yerel kanallarından birinde sürekli müzik dönüyor, kızlar da benim doğumgünümü kutladıkları bir SMS atıyorlar altyazıda çıkması için. Tam 3 saat bekliyoruz kanalda görelim diye. Kahve üstüne kahve içiyoruz. Ve çıkmıyor. Ama askerdeki nişanlılarına haber gönderen kızların mesajları çıkıyor. Dünyanın en tatlı doğumgünü bekleyişlerinden biri... O zamanın ağır Türk Pop'una maruz kalmak da bu bekleyişe dahil.
Hadi bu son. En güzelini sona sakladım.
Kısa ama net. Lisede bir gün okuldan çıktıktan sonra B. bizim eve geliyor, hazır kimse de yokken domatesli makarna yapalım diyoruz. İş bu ya, müzik de açalım derken işler çığrından çıkıyor ve Haggard'ın Eppur Si Muove şarkısı ile Kafkas dansı yaparken buluyoruz kendimizi. Sonrası sonsuz bir gülme krizi.
*
Her şeyin daha az yorucu olduğu zamanlarda yaşanan, neşeli seslerimizi hala duyabildiğim günlerden birkaçı böyle.
Tahmin edebileceğiniz gibi, B. ile tanışmamızdan itibaren "normal" diye tanımlanabilecek bir arkadaşlığımız olmamıştı. Garip değil. Bu yaz birbirimizi gördüğümüz gibi yine aynı şeyleri söyledik: Beraber meditasyon yaptığımız efsane gün. Akşamın bi vakti Loreena McKennitt açmıştık ve dalga sesi ve tütsüyle meditasyon yapmaya çalışmıştık ve şu an düşündükçe bile gülüyorum, açıkça rezillik ötesi bir şeydi.
Bir diğerinde gün, benim doğumgünüm. B.'lerin evi yine boş, ben ve E. oradayız, kahve içiyoruz. Takımın her zamanki tercihi "bol kremalı, şekersiz". O zamanlar french press'ler yok elbette, ama kahvenin adı hep aynı. O gün çok özel bir gün olduğu için, eh, Samsun'un yerel kanallarından birinde sürekli müzik dönüyor, kızlar da benim doğumgünümü kutladıkları bir SMS atıyorlar altyazıda çıkması için. Tam 3 saat bekliyoruz kanalda görelim diye. Kahve üstüne kahve içiyoruz. Ve çıkmıyor. Ama askerdeki nişanlılarına haber gönderen kızların mesajları çıkıyor. Dünyanın en tatlı doğumgünü bekleyişlerinden biri... O zamanın ağır Türk Pop'una maruz kalmak da bu bekleyişe dahil.
Hadi bu son. En güzelini sona sakladım.
Kısa ama net. Lisede bir gün okuldan çıktıktan sonra B. bizim eve geliyor, hazır kimse de yokken domatesli makarna yapalım diyoruz. İş bu ya, müzik de açalım derken işler çığrından çıkıyor ve Haggard'ın Eppur Si Muove şarkısı ile Kafkas dansı yaparken buluyoruz kendimizi. Sonrası sonsuz bir gülme krizi.
*
Her şeyin daha az yorucu olduğu zamanlarda yaşanan, neşeli seslerimizi hala duyabildiğim günlerden birkaçı böyle.
Gittim ve Gördüm: Jaja
14:34
, By: radyodepartmani
Samsun'da bu yaz gitme fırsatı bulduğum yerlerden biri. Tam olarak Atakum sahilinin en güzel yerinde bulunuyor. Türkiş kavşağı dediğimiz yerde iniyorsunuz hemen sağda, sanırım Karadeniz'in de tam ortasında kalıyor bu yer. Ben en son Samsun'a gittiğim zaman yerinde Afilli denilen bir yer vardı fakat değişip Jaja olmuş.
Samsun'da olduğum müddetçe iki kere gitme fırsatı buldum, ikisi de geceydi o yüzden net bir şekilde fotoğraf çekemedim maalesef. Ama ben yine de bahsetmek istiyorum.
Sanırım Samsun'da, özellikle sahilde gidilebilecek en "elit" mekanlardan biri, bu sizi cezbeder mi bilmiyorum ama ben fazlasıyla önyargılıydım ve dahi çok pahalı olduğu izlenimi de vermişti. Fakat Ankara'dan gitmiş bir misafirseniz ve Ankara'nın en lüks yerlerinde bir bardak çayın 15-20 lira olduğunu görmüşseniz burası size çok çok ucuz gelebiliyor. (En azından çay lira eheh.)
Oturduğunuz zaman menü tablet bilgisayar şeklinde geliyor, evet gerçekten. Sizi bilmiyorum ama ben bunu pek hoş karşılamadım, içeride sıcak bir ortam sağlanmaya çalışılsa da bu biraz zorlama olmuş gibi geldi, özellikle garsonların biraz fazla fazla fazla ilgili olduğunu görünce. Bu durumu arkadaşlarım kibarlık olarak algıladıysa da ben hoşlanmadım, karar sizin.
Fazla uzun sürmeyecek, ben burada çilekli kremalı bir tatlı yedim ve tam anlamıyla enfesti. Fotoğrafını çekmediğime hala inanamıyorum ama tarifini aldım, tam olarak pasta içerisine konulan vanilyalı krema ile çilek parçacıkları ve biraz da petibör bisküvinin karışımından oluşuyor, hoş bir lezzet.

Son olarak, Jaja ile alakalı en sevdiğim iki şey: Tabii ki iç mekan tasarımı ve şu enfes Spacecat yastıklar. Spacecat'leri daha çok sevmeliyiz, görünce hemen içim ısındı. İlk fotoğrafta duvarda gördüğünüz yuvarlak şeylerin plak olduğunu söylememe gerek yok sanırım. New Yorker tarzı iç mekan tasarımıyla ülkeden biraz olsun uzaklaşabilirsiniz de. Bence gayet şık. Sahile birkaç metre uzaklıktaki bu naif yeri ben en azından bir kerelik gitmek için tavsiye ettim, gitti.
Gittim ve Gördüm: The Coffee Home Kitchen
14:31
, By: radyodepartmani
The Coffee Home Kitchen, Samsun'un Atakum sahilinde açılmış, benim yeni görmüş, gezmiş bulunduğum bir yer. İç mekan tasarımıyla her köşesini ayrı ayrı fotoğraflama isteği oluşturuyor. İnsanların kendilerini evlerindeki gibi rahat hissetmeleri için her ayrıntı hoş bir şekilde düşünülmüş, bana sorarsanız ahşap malzeme kullanımıyla da bu güzel his tam anlamıyla sağlanmış.
Samsun'da bulunduğum süre boyunca iki kere gitme fırsatı buldum, biri akşam, biri de öğleden sonra olmak üzere. Bu yüzden ışığın her halinin yansımasını yakalayabildim. Örneğin şu yukarıda görmüş olduğunuz masanın akşam nasıl göründüğüne birlikte bakalım:

Alternatif bakış:

Mekanın üst katı da, en az alt katı kadar rahat bir yaşam alanı sağlıyor. Denize sadece birkaç metre uzakta olan bu yerde güzel bir akşamüstü geçirebilir, etrafı uzun uzun inceleyebilirsiniz.
Üst kattan birkaç enstantane ise şu şekilde:

Bunu çektiğim yerden aşağıya baktığım zaman gördüğüm manzara ise aynen şu şekilde:

Ve tabii ki...

Bu kafeyi sevmemin en önemli sebebi, hemen girişte sizi karşılayan çok güzel bir kitaplık olması. Hemen yanında duran kanepeye oturup saatlerinizi orada geçirebilirsiniz izlenimi veriyor, ama biz sadece fotoğrafını çekebilecek vakit bulabildik:

Ayrıntının ayrıntısı fotoğrafı ise şu şekilde:

Tüm bunlardan sonra birkaç bir şey:
Bu fotoğrafları çekmeme izin veren, hatta bilhassa yardımcı olan kafe işletme ekibine ve burada çok güzel vakitler geçirmemi sağlayan arkadaşlarıma defalarca teşekkürler.
Eğer zaman yolculuğu paradokslarından ve bilim felsefesinden konuşabilecek esnek bir mekan arıyorsanız, ben tavsiye ettim gitti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















