çayyolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çayyolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gittim ve Gördüm: KRAZ Coffee Shop

15:19

Baharın gelmesi Ankara’yı güzelleştirdi diyorum, inanmıyorsunuz. Yepyeni bir yerdeyiz bu sefer. Hatta açılışını bile biz yaptık, tam olarak 20 Mayıs günü. Adı KRAZ Coffee Shop. Hadi başlayalım.

image

Ama önce yol tarifi.
KRAZ, en son yazısını yazmış bulunduğum Eagles Coffee’nin komşusu aslında. Adres de aynı şekilde, Hilmi Barlas Yaşam Merkezi içerisinde, Elizinn Pastanesinin tam arkası. Toplu taşıma kullanacak olanlar Çayyolu metrosunun son durağında inip ring servisine binebilirler, tam olarak önünden geçiyor. Ayrıntıları zaten biliyorsunuz.
Ben size fotoğrafları göstermek için sabırsızım açıkçası, olayımız tamamen bu, hehe.

image

Biz buraya tam 4 kişi gittik (standart ekibi artık biliyorsunuz, el mankeni 1-2-3 şeklinde gidiyorlar :) ve açılış olduğu için aşırı kalabalıktı. Kalabalıklar benim gibi iç mekan fotoğrafı çekmeyi sevenler için uzak durulması gerekilen durumlar olduğu için, aynı zamanda girişinin neredeyse hiç doğal ışık almaması sebebiyle kendimizi ikinci kata zor attık. Sonra oralar hep bizim oldu zaten.

image

Burası bizim bulunlduğumuz yer, üst katta sadece mobilyalar var. O kısım daha bir açık alan tarzı, sanırım sigara içenler için ayrı olarak düşünülmüş. Bu kata çıktığınız zaman tam karşınıza ise şöyle bir güzellik çıkıyor, resim sergisi var:

image

Biraz daha yakın? Bence olur.

image

Başka bir yerde fotoğrafını görsem sadece sergi salonu sanabilirim, o derece hoş bir ambiyans oluşturmuşlar içeride. Kafamızı şöyle biraz sağa doğru çevirelim ve...

image

Salvador Dali’nin portresi bile var???
Birinci katın kalabalığından ikinci kata kaçtık ve o telaş içerisinde çalışanlar bizi unuttu ama öyle nazik davrandılar ki anlatamam. Hatta etrafı ne kadar karıştırdığımızı size bir ara göstereceğim, şimdi ürkütmeden devam edelim ama.
Bu katın ışığı mü-kem-mel. Böyle soft, böyle rüya gibi gelen bir ışıkta uzun zamandır fotoğraf çekmemiştim. İnsan fotoğrafını çekmek için keşke daha çok şey getirseydim diye hayıflanıyor.

image

Buraya Zenit’imi de alıp gittim ama çok fazla fotoğraf çekemedim. Işığın bir türlü sabitlenmemesi ve Zenit’teki pozometre yoksunluğu, ayrıca analoga iç mekanlarda “hala” biraz güvenememe beni iyice sinir hastası yapmadan dijital makinelerle çektim fotoğrafları. Burada @harvard18′in elindeki makine Sony A7′si.

image

Bu bir Gittim ve Gördüm yazısından çok “etrafa bir de böyle bakın” yazısı oldu aslında. (Bu garip isimlendirmeler zincirine bir noktada son vermeliyim bence.:)
KRAZ’la alakalı en sevdiğim şeylerden biri self-servis olması. Self-servis güzel bir şeydir arkadaşlar, ister inanın ister inanmayın, mekanlarda buna bile bakar hale geldim. Self-servisin psikolojisi hoştur çünkü, insanda kısa vadeli zarardan sonra uzun vadede geçirilecek güzel vakitleri temsil eder.
Bulunduğumuz kata bir de yukarıdan bakalım şimdi.

image

Böyle otantik bir aydınlatma bulmuşken bir de karşıya bakalım tekrar. Güzel bir bakış olmasına çalışalım ama.

image

Merdivenlerde dolaşmayı bırakıp sizi biraz dinlendireyim şimdi. Ne var ne yok onlardan bahsedeyim.
KRAZ, Petra’nın efsanevi kahvelerinin satışını yapıyor, bütün kahveleri Petra kaynaklı yani. Burası Ankara’da bulduğum ilk Chemex satışı yapan yer, aynı zamanda Chemex’le demlenmiş kahve de içebiliyorsunuz. Ben her zamanki gibi latte aldım, sert shot’ları sevmeme rağmen buranın latte’si bana biraz acı geldi. Tat olarak Ankara’daki kıyasını yapacak olursam Kafes Fırın’ın latte’sinden biraz daha koyu olduğunu söyleyebilirim.

image

(Genelde elini şöyle tut böyle tut diyerek insanların başının etini yediğim için kadrajın karşısında olmanın ne demek olduğunu anladım: Harika bir şeymiş ya. İnsan kendini özel hissediyor hehe. Bu fotoğrafı Zeyl çekti.)
Buranın lattesi de yine Çayyolu standartlarında, tam olarak bilemiyorum ama yanlış hatırlamıyorsam 8-9 lira civarında başlıyor fiyatı. Öteki kahveler de yine 7-8 diye başlayıp yukarı doğru çıkıyor.
Menü ve bütün fiyatlar sitesinde yazıyor gördüğüm kadarıyla. Genelde soranlar olduğu için şimdiden söyleyeyim: Alkol mevcut değil.

image

Üçüncü dalga kahvecilerin Ankara’nın her köşesine açılmasına her gün biraz daha seviniyorum. Aslında biraz hayret de verici. Bir şekilde talep arttığı için arz atmış olabilir mi, merak ediyorum, 3 sene önce Aylak Madam ve Starbucks’tan başka bir yer bilmezdik Kızılay’da. Biz burada fotoğraf çekerken çalışanlardan biri yanımıza gelip “Siz de yeni bir yer mi açacaksınız” diye sordu hatta.

image

Bu dağınıklığı tanıyorsunuz. En son şu tepsileri ışığı kol saatlerin üzerine yansıtmasın diye dik bir konumda masanın üzerine koymuştuk. Bu küçük ve korkunç ayrıntılardan bahsetmeyelim ama.

image

Şuradaki renklere bayıldım, kapatmadan önce bir kere daha koymak istiyorum aynı köşeyi (blogger toleransı, bilirsiniz, yov).
Aslında burada çektiğimiz fotoğraflar iki kısımdan oluşuyor ve bu ilk kısımdı. İkinci kısımda da sizlere bir Lookbook çekimi göstereceğim. Onun heyecanı kesinlikle bambaşka çünkü ilk defa blogumda giyimle alakalı bir görsel dizisi olacak.

image

İşte bu kadardı, bitti.
Bu sefer bir kafenin her köşesini üstünkörü göstermektense bir köşesini ince ince göstermeyi tercih ettim, umarım hoşunuza gitmiştir. Alt katın dekorasyonunun kalite ve ayrı ayrı eşyaların güzelliği bakımından mükemmel olup, birlikte kaotik bir ortam oluşturduğu düzeni beni biraz yorduğu için bugünkü konseptimiz bu oldu.
Fotoğraflar hakkında yorum bırakmayı, eleştiri yapmayı unutmayın. Sizin de şuraya da git, burayı da çek dediğiniz yerler varsa mesaj kutum daima açık.
Adres:
Hilmi Barlas Yaşam Merkezi, 9G 2 Çayyolu, Çankaya / Ankara
Tel: (0312) 240 3646 İnternet adresi için TIK.
Görüşmek üzere,
Sevgiyle kalın!
Not: Bu gönderide bütün fotoğraflar Fujifilm XE-1/35mm ve  Sony A7/50mm ile çekilmiş olup, Adobe Lightroom ve VscoCam ile düzenlenmiştir.

15:02

Bir arkadaşımla birlikte uzun zamandır üzerinde düşündüğümüz (aslında epeyce) saçma bir teori var: Ankara, ihtiyacınız olan ya da dilediğiniz şeyi karşınıza çıkartmak konusunda kendisine has bir büyüye sahip...
Bu konuya sonra tekrar geliriz ama. Bugünkü rotamız Bi’ Kavanoz. Hadi başlayalım.image

Her zaman olduğu gibi öncelikle yol tarifi verelim.
Yeri biraz karışık. Ümitköy’de, baştan söyleyeyim. Toplu taşıma aracı kullananlar için iki farklı seçecek belirledim: 1. Metro ile Ümitköy durağında inip, oradan yürüyerek (ya da taksiyle) gidebilirsiniz. 2. Bundan emin değilim ama sanırım Meşrutiyet’ten kalkan 163 ve 165 numaralı otobüsler de Galeria’nın önünde bırakıyormuş, oradan yürüyerek geçebilirsiniz. (Ama bu numaraları tekrar kontrol etmenizi öneririm.)
Aslında iki girişi var buranın, öndeki girişte bahçesi de mevcut. Biz burayı tercih ettik. Şimdi yolu bulduğumuza göre şu yukarıdaki kapıdan içeriye girelim.image

Bi Kavanoz açılalı çok olmamış, sanırım sadece birkaç ay kadar. Sahipleri iki tatlı hanım, birinin adı İdil, öteki Emel. Biz gittiğimizde İdil hanım oradaydı ve bizimle inanılmaz ilgilendi. Kendisi aslen Ekonometri mezunuymuş, uzun süre başka işlerde çalıştıktan sonra Ankara’ya taşınmak zorunda kalınca ortağı ile birlikte böyle bir yer açmaya karar vermişler. (Merak edip sordum, böyle bir yer açmak çok ama çoook zahmetliymiş. Ama kadın olduğumuz için ayrıntılarla bizzat ilgilenmeyi çok sevdik dedi.)
Hadi birkaç adım daha atıp sola bakalım.image

Burası mutfak ve sürpriz bir şekilde çok güzel. İçerisi genel olarak English Home ve Madame Coco tarzlarında döşenmiş. Her genç kızın hayali budur sanırım, bembeyaz ve pespembelerle dolu kendine ait şöyle bir yer.
Aslında cafe konsepti olsa da açılma amacı bambaşkaymış ilk başta. İnanmayacaksınız ama burayı reçel fikrinden yola çıkarak açmışlar. Zaten mutfaktan birkaç adım attığınız zaman bir duvardan öteki duvara çeşit çeşit reçel kavanozlarını görüyorsunuz. Ben orayı çekmedim, reçel fotoğrafı kotamı başka amaçlarla kullandım hihihih. İyice kötüleşmeden içeriye doğru girelim.image

Burası aslında kafenin, bir bakıma veranda kısmı diyebiliriz. Hadi şu güzel rafa yakından bakalım biraz.image

Şimdi burada bir soluklanalım.
Hadi size reçelleri göstereyim, en sevdiğim kısım başlıyor, kahvenizi yanınıza alın. Her şey böyle başlamıştı:image

Sonrasında ise… (Bir şeyleri değiştirmese olmaz hastalığı. Bir iz bırakmasa çatlayacak hastalığı.)image

Ben bu reçeller içinden en çok bunları sevdim:image

Gittiğim yerlerde takıntı derecesinde dekorasyona düşkün olduğum için tamamen aklımdan çıkmış:
Buraya biz aslında bütünüyle kahvaltı yapmaya gitmiştik! Şu an inanılması zor geliyor ama öyle. Meşhur serpme kahvaltısını bulamadık, biz de menemen yedik. Normalde yemek çekmeyi pek sevemesem de bunu size göstermek istiyorum. Bu arada biraz fiyatlardan bahsetmeliyim.image

Aslında menünün fotoğrafını çektim sanıyordum ama meğer reçellerin fiyatlarını çekmişim. :( Ama ben kendim yazayım hemen. Küçük çay standart 3 lira, menemen 9 liraydı diye hatırlıyorum. Çok fazla çeşit yok ama burası kahvaltıya gidilecek bir yer olduğu için normal karşıladım. (Serpme kahvaltısı yanlış hatırlamıyorsam 33 liraydı. Kaç kişilik olduğunu bilmiyorum ama.)
İnanılmaz çok fotoğraf olduğu için bazı yerleri hızlı geçelim, sıkılmanızı istemem doğrusu. Üst kata gizlice bakıp çıkalım hemen:image

Her yer bembeyaz olduğu için fotoğrafların da bembeyaz olması kaçınılmaz oldu. Yavaş yavaş sona gelelim istiyorum ama bakalım başarabilecek miyiz eheh. Tekrar aşağı inip ön bahçeye çıkalım. (Oturduğunuz yerde epey yoruyorum sizi. Böyle kötü bloggerlık olmaz olsun.)image

Daha çekecek çok yer ama benden bu kadar. Yazı uzadıkça uzadı ama ben bugün (ne alakaysa, eheh) Kore’nin para biriminin Won olduğunu öğrendim:image

İşte bu kadar, bitti. İnanılmaz ama bitti. Ama son bir fotoğraf, bana özel olsun bu da.
İnanması güç ama geçtiğimiz günlerde şansım bir şekilde yaver gitti (hayret, aslında hiç de öyle bir şey yapmazdı??) ve bir blog çekilişinden kitap kazandım. Kargosu da dün gelmişti, ben de bugün kitaplardan birin Bi’ Kavanoz sandalyelerinin üstünde çektim. Bu anı ölümsüzleştirmek lazım diye düşündüm, genelde sevgili Milky Way beni yamultmak konusunda kişiye özel bir çaba gösterir çünkü.image

En başa dönersek… (Hayır aynı şeyleri baştan yaşatmayacağım sizlere.:)
Ankara’dan sürekli şikayet ederken şunu fark ettim, aramayınca bulunamıyor, sınırların dışına çıkmak da gerek, bazı şeyleri düşünen sadece bizler değiliz, tahmin ettiğimizden daha güzel insanlar ve yerler var etrafımızda.
Sevgiyle kalın!
Adres:
Mutlukent Mah. Mutluköy sitesi 1950.sok No: 8
Çankaya, Ankara(0312) 236 3607 

Gittim ve Gördüm: Berins Cafe

14:49

Burayı bana bu blogun okuyucularından biri tavsiye etti: Yunus Bey. Kendisi bana geçtiğimiz hafta mail ile ulaşıp, biraz da bilinmeyen bir yer için "gittim ve gördüm" olsun demişti, hemen ardından kendisinden adresini almıştım buranın. Sonrası zaten geldi.
image
Yeri Çayyolu'nda olduğu için gidip gitmemekte tereddüt etmiştim ilk başta, Ankara'nın çok çok az bildiğim bir kısmıdır orası, ama adres tarifi o kadar metrikti ki kolayca bulabildik yerini. O yüzden ben aynı tarifi, gidecek olanlar için şimdiden kopyalayıp yapıştırayım, tahminimce yazının sonunda siz de gitmek isteyeceksiniz.
image
Benim yol tarifim şu şekildeydi:
"Birkaç alternatif gidiş yolu söyleyebilirim. Kızılay'dan gidecekseniz, Meşrutiyet caddesinden 163 numaralı halk otobüsüne binip Arcadium durağında inebilirsiniz. Bunun dışında aynı yerden 119 numaralı EGO otobüsüne binip yine aynı durakta inebilirsiniz. Metroyu kullanmak isterseniz, Çayyolu metrosunun son durağında (Koru) inebilirsiniz. Burası da az önce bahsettiğim Arcadium AVM'nin arkası oluyor zaten. Bunun dışında Sıhhiye köprüsünün üzerinden geçen Ümitköy-Konutkent dolmuşları ile yine Arcadium'da inmenizi tavsiye edebilirim.
Arcadium'da indiğiniz zaman, AVM'nin karşısında büyük bir Migros var. Bu migros'un arkasında da Çayyolu semt pazarı var. Berin's Cafe semt pazarının arkasındaki küçük çarşıda bulunuyor. Arcadium'da indikten sonra 3-5 dk yürüyerek cafeyi bulabilirsiniz."
image
Berins Cafe'nin yeri öyle sakin ve öyle huzurlu ki, ister istemez daha yoldayken insan kendini rahatlamış hissediyor. Biz buraya üç arkadaş gidip, şu yukarıda gördüğünüz koltuklara adeta "gömüldük". Kafenin en güzel köşesi burasıydı sanırım, tam karşısı ise şu şekilde:
image
Ben biraz fotoğraf yüzsüzü olduğum için henüz oturmadan fotoğraf çekme izni aldım, çok da sıcak davrandılar. Bazen arkadaşlarla bu konuyu konuşuruz, onlar da hep, bir gün bir yerden apar topar kovulacağımdan bahsederler gülerek.
Fazla konuşmadan asıl konuya gireyim.
Efendim, bu yerin öyle efsane bir Türk kahvesi vardır ki... Yunus Bey mailinde söylemişti, ben de izinden gittim. Siz hiç dağ çilekli Türk kahvesi içtiniz mi? Hindistan cevizli? Ve akla gelmeyecek çeşitlerde, tarçınlı hatta?
image
Hemen söyleyeyim, İNANILMAZDI.
Kocaman harflerle yazılmayı hak edecek kadar hem de. Sunum da bir o kadar güzeldi. Fiyatları ise çok çok güzeldi, bu gördüğünüz kahveler double boyunda, normal küçük bir fincanda değil yani. Bu haliyle fiyatı 6.5 lira. Öğrenciyseniz, bütçeniz kısıtlıysa ama aynı yerler bıkkınlık vermişse ben size yolu açtım bu şekilde.
image
Daha sonradan öğrendiğime göre, buranın sahibi Berrin hanım, Ayvalık'lıymış ve Ayvalık tostu malzemeleri, ve dahi ekmeği, Ayvalık'tan özel geliyormuş. Biz aç olmadığımız için yemedik ama sizler mutlaka yiyin, internette gördüğüm üzere öve öve bitirememiş herkes. Bir gün sadece tost yemek için bile buraya gelmeye bile karar verdik.
image
Fotoğraf çok ama size bıkkınlık vermek istemem doğrusu. Buradaki köşede Vogue dergileri ve battaniyeler var, tipik olarak evden hiçbir farkı yok gibi. Ortamı sıcacık, gidince uzun vakitler durmak lazım aslında.
image
Dekorasyonun kimin eseri olduğunu sormak nedense o an aklıma gelmedi ama fotoğrafları şuraya koyarken bile renk seçimlerine ayrı ayrı hasta oldum diyebilirim. Fotoğraflardan birkaçını Instagram'da gören bazı insanlar, "Ankara'da böyle bir yer var mı ya?" diye sordular, ki hepsine katılıyorum. Özellikle bar bölümünün üst kısmının ışıklandırması muazzam güzeldi, tam bir New York tarzı yakalanmıştı, ben çok sevdim. Umarım artan bir şekilde bu tarz yerler açılmaya devam eder.
Geldik kapanışa. Günün ayrıntısının ayrıntısı...
image
İşte bitti.
Buraya gitmemize vesile olan Yunus Bey'e tekrar tekrar teşekkürler. Kendisinin rehberliği bize inanılmaz yardımcı oldu. Ve iki kere paylaşma isteği duyduğum dağ çilekli Türk kahvesini tatmak da en güzel kazançtı sanıyorum.
Adres bilgilerine yeniden göz gezdirmeden önce son bir şey: Eğer sizin de şuraya git, buranın da fotoğrafını çek dediğiniz yerler varsa mesaj kutum her zaman açık. Dilerseniz mail de atabilirsiniz (elbette "radyodepartmani@gmail.com" adresine.)
Sevgiyle kalın!
Adres:
2901 Sokak, Sarnıç Park Çayyolu (Çayyolu Pazarı Yanı) Ankara