15:02

Bir arkadaşımla birlikte uzun zamandır üzerinde düşündüğümüz (aslında epeyce) saçma bir teori var: Ankara, ihtiyacınız olan ya da dilediğiniz şeyi karşınıza çıkartmak konusunda kendisine has bir büyüye sahip...
Bu konuya sonra tekrar geliriz ama. Bugünkü rotamız Bi’ Kavanoz. Hadi başlayalım.image

Her zaman olduğu gibi öncelikle yol tarifi verelim.
Yeri biraz karışık. Ümitköy’de, baştan söyleyeyim. Toplu taşıma aracı kullananlar için iki farklı seçecek belirledim: 1. Metro ile Ümitköy durağında inip, oradan yürüyerek (ya da taksiyle) gidebilirsiniz. 2. Bundan emin değilim ama sanırım Meşrutiyet’ten kalkan 163 ve 165 numaralı otobüsler de Galeria’nın önünde bırakıyormuş, oradan yürüyerek geçebilirsiniz. (Ama bu numaraları tekrar kontrol etmenizi öneririm.)
Aslında iki girişi var buranın, öndeki girişte bahçesi de mevcut. Biz burayı tercih ettik. Şimdi yolu bulduğumuza göre şu yukarıdaki kapıdan içeriye girelim.image

Bi Kavanoz açılalı çok olmamış, sanırım sadece birkaç ay kadar. Sahipleri iki tatlı hanım, birinin adı İdil, öteki Emel. Biz gittiğimizde İdil hanım oradaydı ve bizimle inanılmaz ilgilendi. Kendisi aslen Ekonometri mezunuymuş, uzun süre başka işlerde çalıştıktan sonra Ankara’ya taşınmak zorunda kalınca ortağı ile birlikte böyle bir yer açmaya karar vermişler. (Merak edip sordum, böyle bir yer açmak çok ama çoook zahmetliymiş. Ama kadın olduğumuz için ayrıntılarla bizzat ilgilenmeyi çok sevdik dedi.)
Hadi birkaç adım daha atıp sola bakalım.image

Burası mutfak ve sürpriz bir şekilde çok güzel. İçerisi genel olarak English Home ve Madame Coco tarzlarında döşenmiş. Her genç kızın hayali budur sanırım, bembeyaz ve pespembelerle dolu kendine ait şöyle bir yer.
Aslında cafe konsepti olsa da açılma amacı bambaşkaymış ilk başta. İnanmayacaksınız ama burayı reçel fikrinden yola çıkarak açmışlar. Zaten mutfaktan birkaç adım attığınız zaman bir duvardan öteki duvara çeşit çeşit reçel kavanozlarını görüyorsunuz. Ben orayı çekmedim, reçel fotoğrafı kotamı başka amaçlarla kullandım hihihih. İyice kötüleşmeden içeriye doğru girelim.image

Burası aslında kafenin, bir bakıma veranda kısmı diyebiliriz. Hadi şu güzel rafa yakından bakalım biraz.image

Şimdi burada bir soluklanalım.
Hadi size reçelleri göstereyim, en sevdiğim kısım başlıyor, kahvenizi yanınıza alın. Her şey böyle başlamıştı:image

Sonrasında ise… (Bir şeyleri değiştirmese olmaz hastalığı. Bir iz bırakmasa çatlayacak hastalığı.)image

Ben bu reçeller içinden en çok bunları sevdim:image

Gittiğim yerlerde takıntı derecesinde dekorasyona düşkün olduğum için tamamen aklımdan çıkmış:
Buraya biz aslında bütünüyle kahvaltı yapmaya gitmiştik! Şu an inanılması zor geliyor ama öyle. Meşhur serpme kahvaltısını bulamadık, biz de menemen yedik. Normalde yemek çekmeyi pek sevemesem de bunu size göstermek istiyorum. Bu arada biraz fiyatlardan bahsetmeliyim.image

Aslında menünün fotoğrafını çektim sanıyordum ama meğer reçellerin fiyatlarını çekmişim. :( Ama ben kendim yazayım hemen. Küçük çay standart 3 lira, menemen 9 liraydı diye hatırlıyorum. Çok fazla çeşit yok ama burası kahvaltıya gidilecek bir yer olduğu için normal karşıladım. (Serpme kahvaltısı yanlış hatırlamıyorsam 33 liraydı. Kaç kişilik olduğunu bilmiyorum ama.)
İnanılmaz çok fotoğraf olduğu için bazı yerleri hızlı geçelim, sıkılmanızı istemem doğrusu. Üst kata gizlice bakıp çıkalım hemen:image

Her yer bembeyaz olduğu için fotoğrafların da bembeyaz olması kaçınılmaz oldu. Yavaş yavaş sona gelelim istiyorum ama bakalım başarabilecek miyiz eheh. Tekrar aşağı inip ön bahçeye çıkalım. (Oturduğunuz yerde epey yoruyorum sizi. Böyle kötü bloggerlık olmaz olsun.)image

Daha çekecek çok yer ama benden bu kadar. Yazı uzadıkça uzadı ama ben bugün (ne alakaysa, eheh) Kore’nin para biriminin Won olduğunu öğrendim:image

İşte bu kadar, bitti. İnanılmaz ama bitti. Ama son bir fotoğraf, bana özel olsun bu da.
İnanması güç ama geçtiğimiz günlerde şansım bir şekilde yaver gitti (hayret, aslında hiç de öyle bir şey yapmazdı??) ve bir blog çekilişinden kitap kazandım. Kargosu da dün gelmişti, ben de bugün kitaplardan birin Bi’ Kavanoz sandalyelerinin üstünde çektim. Bu anı ölümsüzleştirmek lazım diye düşündüm, genelde sevgili Milky Way beni yamultmak konusunda kişiye özel bir çaba gösterir çünkü.image

En başa dönersek… (Hayır aynı şeyleri baştan yaşatmayacağım sizlere.:)
Ankara’dan sürekli şikayet ederken şunu fark ettim, aramayınca bulunamıyor, sınırların dışına çıkmak da gerek, bazı şeyleri düşünen sadece bizler değiliz, tahmin ettiğimizden daha güzel insanlar ve yerler var etrafımızda.
Sevgiyle kalın!
Adres:
Mutlukent Mah. Mutluköy sitesi 1950.sok No: 8
Çankaya, Ankara(0312) 236 3607 

Gittim ve Gördüm: Macarons d'Antoinette

14:59

Ankara'da yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlayan yeni bir kültür oldu makaronlar. Artık kahvecilerde sıklıkla karşılaşıyorum ama her şeyi olduğu gibi bunu da yerinde yemek lazım dedik, iki tane arkadaşımı da alıp kendimizi Tunalı yollarına bırakıverdik.
image
Ama önce, her zaman olduğu gibi yol tarifiyle başlayalım.
Özel araç kullananlar, Tunalı Hilmi Caddesinden İran Büyükelçiliğine doğru çıkarken hemen sağ tarafta küçük bir butik olarak görecektir. Toplu taşıma kullananlar ise, Kızılay'da Güvenpark kenarından kalkan 114 veya 112 numaralı otobüslerden birine binip, Kuğulu Park'tan iki durak sonra inip aşağıya yürüyebilirler.
image
Geçen sene haftasonu iki gün bir kursa devam ederken, Gaziosmanpaşa'ya sıklıkla gitmek zorunda kaldığım zamanlardan olsa gerek, Macarons'u sürekli görüp yolda inmeye üşenirdim ama nihayet şu ufacık butikten içeri girebilmeyi başardım. Ama siz bu kadar gecikmeyin, benden söylemesi.
Ankara'da bu tarz butik pastanelerin (aslında bunun için yeni bir kelime üretmeliyiz :) yaygınlaşmasını çok istiyorum çünkü tamamen kişisel olduğu için bambaşka bir havası oluyor. Oturduğunuz yere özenildiğini hissediyorsunuz.
image
Burası bizim masamız ama fotoğrafın amacı bütünüyle size fiyatları göstermeye yönelik. Makaronun adedi 2.50 lira. (Caribou Coffee'de, son derece bayat ve gerçekten uzak olmasına rağmen 3 lira. Laduree diye yazılıyordu sanırım, orada da en son 5 liraydı.) Kahve fiyatlarını da görüyorsunuz zaten. Bence gayet uygun. En azından yediğiniz içtiğiniz şeyin bambaşka bir zevki oluyor.
image
Makaronlara gelirsek eğer, ki evet bir an önce gelmek istediğim nokta orası.
Arkadaşlar şu kasede gördüğünüz koyu kırmızı makaron var ya. Evet. O işte onu ne kadar anlatsam az, hehe. Yahu böyle güzel bir şey olabilir mi, hala inanamıyorum, cennetlik bir şey olsa gerek. Vişneli çikolatalıydı sanırım, emin değilim ama. Bize de bir müşteri tavsiye etti. Ben de size yazayım. Yani ondan bir kutu yaptırıp mutluluk gözyaşları içerisinde hepsini aynı anda yemek istiyorum.
image
Hadi şu masaya biraz yakından bakalım:
image
Işık çok hoş gelmemiş mi? :)
İşte böyle.
Macarons d'Antoinette Ankara'da 4 yerde bulunuyor: 1. Yukarıda adresini verdiğim yerde, 2. Gordion AVM, 3. Tepe Prime ve 4. Bilkent.
Gelelim ayrıntının ayrıntısına...
Blogda bir yılbaşı esintisi de olsun böylelikle:
image
Eğer sizin de "şuraya da git, şurayı da gör" dediğiniz yerler varsa mesaj kutum her zaman açık. Yorum bırakmayı da sakın ha unutmayın! Şimdiden iyi seneler, umarım yeni yılda çok daha güzel yerleri keşfetme şansı bulabiliriz,
Sevgiler!
Adres:
Turan Emeksiz Sok 7/24
Gaziosmanpaşa
0312 467 30 50
İnternet adresi için TIK.

Psikoloji Öğrencileri için Bazı Faydalı Linkler

14:57

Özellikle Twitter'da insanları bıktırırcasına paylaştığım haber linkleri, ilginç bir şekilde bazılarının merakını celbetmiş (ki buna hayret ettim eheh). Burada da bu konuyla alakalı birkaç tane soru aldım. Bu post, özellikle psikoloji öğrencileri için hazırlanıyor, baştan söyleyeyim. Ama bazı genel bilimsel/akademik siteler de yok değil içerisinde. Buradaki bütün siteler İngilizce. Maalesef. Ama öğrencisi bilir, Psikoloji bölümü için Türkçe kaynak denilen bir şey kesinlikle yok. Linkler arasında sistematik bir ilerleme de yok, yorumlayarak gideceğim. Hadi başlayalım.
1. Nautilus.us
Bu benim internet camiasında en sevdiğim sitelerden biri. Aslında dergi olarak da çıkıyorlar. Her ay bir konu belirleyip, o konuyu neredeyse her açıdan ele alıyorlar, psikolojiden tutun, edebiyata ve felsefeye kadar. Örneğin bu ayki issue'nun adı "In Our Nature". Yavaş yavaş yayınlıyorlar, neredeyse her gün yeni bir makale bulabilirsiniz. Sitede kullanılan İngilizce epey ağır. Ama her cümle ayrı bir zevk veriyor. Psikolojiyle alakalı makalelerine ayrı bir önem verin derim.
2. Alltop
Bu sitede genel bir psikoloji RSS'i var. Pek çok internet sitesine bağlı ve ne zaman, örneğin Psychtoday'de bir makale yayınlansa otomatik olarak buraya da düşüyor. Bu sitenin RSS Feed'ini Android kullanıcısı iseniz Gazetelik'inize eklemenizi şiddetle öneririm. Bu siteyi takip etmek, rahat bir 10 siteyi ayrı ayrı takip etmekten kurtarır sizi. Özellikle APA'ya bağlı bütün siteler neredeyse mevcut burada. O yüzden ayrı ayrı yazmıyorum ama sadece bu site bile literatür takibi için yeter de artar bile.
3. IFL Science - The Brain
Bu sitede bana göre biraz "magazinsel" beyin araştırmaları yer alıyor. Dili özellikle güzel. INT seviyesinde İngilizceniz varsa rahat rahat okursunuz.
4. Neuroscience News
Neuroscience ile ilgili çıkan son gelişmeler ilk olarak bu güzide sitede yer alır. Bunun dışında bir tane de bizzat makale içeriği sitesi var ama o ücretli olduğu için yazmıyorum. Bunun dışında Science Daily ve New Scientist'in Brain kısımlarını da kullanabilirsiniz. Benim üçüncü en favori sitem bu.
5. Reddit - Psychology
Tam bir psikoloji çöplüğü. İçerisinde her şeyi bulabilirsiniz. Ben karışıklığı yüzünden pek kullanmasam da bir bakın derim.
6. APS : Burada da kollektif bir bilgi var.
7. Psychcentral: Zaten biliyorsunuzdur.
8. PBS : Geçtiğimiz günlerde ortalığı yıkıp geçen bir şizofreni açıklaması yapan British'lerin sitesi.
9. BPS Research Digest : Favorilerim arasında.
10. Open Culture Psychology : Burada dünyaca ünlü üniversitelerde verilen psikoloji derslerine ulaşabilirsiniz. Eşsiz bir kaynak.
11. Science of Us: Harika ötesi bir site. Sadece psikoloji içerikli değil ama sadece tasarımı için bile ilgiyi hak ediyor.
12. Brain Pickings: Maria Popova'yı tanımayan kalmadı zaten.
Bunlar benim kaynaklarımdı. Buraya kadar gelip, hala yetmedi diyen varsa diye de, Reflectd tarafından psikoloji öğrencilerine tavsiye edilen kaynaklardan bir kısmına bakalım hızlıca:
1. PSYBlog  / 2. Head Quarters / 3. The Essential Read / 4. Mind Hacks / 5. Providentia / 6. Life Hacker / 7. PsychCentral / 8. Psycology in Everyday Life / 9. Mind the Brain / 10. The Positivity Blog / 11. Medical Express / 12. Research Blogging / 13. The Guardian - Neurophilosophy 

Gittim ve Gördüm: Arabica Coffee House Türkiye

14:56

Ankara'dan mekanları konusunda sıklıkla şikayet eden biri olarak, ne zaman kafama göre bir yer bulsam bambaşka bir mutluluk yaşıyorum. Bu yazıya başlamadan önce şöyle derin bir nefes alıp, (hatta kahvenizi de alın), (çünkü canınızın kahve çekeceğinden yüzde yüz eminim) sonra birlikte ilerlemeye devam edelim.
image
Bugünkü yerimizin adı, Arabica Coffee House.
Ama önce yol tarifi:
Arabica, Eskişehir yolu üzerindeki Tepe Prime'da bulunuyor. Özel araç kullananlar için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının hemen karşısında. Toplu taşıma için gidenler Eskişehir yolu üzerine sürekli otobüs gittiğini bilir ama metroyla gitmek isteyenler için, Koru yönüne giden yeni metroya binip "Tarım Bakanlığı/Danıştay" durağında iniyorsunuz. Ve zaten öyle bir yol yapmışlar ki sizi direkt Tepe Prime'a çıkartıyor.
image
Girişi burası. Biz genelde üşüyen ve sıklıkla çok meraklı tipler olduğumuz için (eheh) içeride oturduk. Şu kapıdan girince sağ tarafta şöyle bir yer var:
image
Işığın ne kadar güzel geldiğine dikkat ettiniz mi, fotoğraf çekinmek için süzülmüş gibi adeta.
Arabica'nın her tarafındaki kitaplar sahibi tarafından özenle seçilmiş ve sahaflardan toplanmış, kendisiyle bizzat tanışma imkanı da bulduk. Sertaç Bey, Arabica'nın Türkiye'deki bütün haklarını almış ve ilk şubesini Tepe Prime'da açmış. Dünya çapında Arabica ise ilk defa 1976 yılında açılmış, Ohio'da. Sonrasında  yayılıp durmuş yeryüzünün her köşesine. Bu arada unutmadan söyleyeyim, fotoğraflarda oraya sabah erkenden gittiğimiz için sakin gibi görünse de öğlenleyin bir anda doluyor ve şaşkınlığa uğruyorsunuz. Yeni açılmış olsa da (ayın 8'inde açılmış!) sanki şimdiden müdavimleri kendini belli etmiş gibi.
İçeride biraz daha ilerlemeden önce şu rafın üstüne daha yakından bakalım:
image
Orada gördüğünüz şey gerçekten boyama kitapları, eheh. Çocuklar için kuru boya da koymuşlar.
Şimdi biraz ilerleyelim, burası, bu gördüğünüz duvarın hemen arka tarafı oluyor (kahve benim ama:). (Süs yaptık fena mı olmuş?)
image
Arabica'da her şey özenle seçilmiş, bunu çok rahat bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Bunun nedeni -bence- sahibinin kafedeki her şeyle ama her şeyle fazlasıyla ilgili olması. Mesela ilginç bir ayrıntı vardı, önce göstereyim ondan sonra hakkında konuşuruz:
image
Bu gördüğünüz kitap az önce baykuşun elinde tuttuğu kitap. Sonrasında masanın üzerindeki mavi kısmı görüyorsunuz. Şimdi inanması güç bir şey söyleyeyim, o mavi kısım ağacın kendisi ve kahverengi kısım asıl işlenmiş olan kısım?? Evet! Elinizle dokunduğunuz zaman anlayabiliyorsunuz ama hayatımda ilk defa böyle bir şey gördüm.
(Bu arada etrafı ne kadar karıştırdığımız konusuna hiç değinmek istemiyorum eheh. Yazının sonunda sizler için ayırdığım bir "kamera arkası" bölümü bile var. :)
Başımızı ayrıntılardan kaldırıp tam karşıya bakalım hadi:
image
Yazı devasa boyutta olmaya doğru gittiği için ve ben biraz fazla geveze olduğum için biraz hızlı gidelim istiyorum bu kısmı. Şu bordo sandalyeli kısımdan tam karşıya baktığınız zaman şu manzarayı görüyorsunuz:
image
Yüksek tavanlı yerlere ba-yı-lı-rım!
Tamı tamına bir New York kafesi gibi. Aydınlatmalara baksanıza, kendisini OST Cafe'de hissetmemeniz içten bile değil.
Burada bir nefes alalım.
Kafede çalan müzikler için ayrı bir bölüm ayırmak istiyorum. Biliyorsunuz haftada bir gün radyoda program yapıyorum, genelde indie folk, acoustic tarzı şeyler çalmayı çok severim. Buraya oturduk, First Aid Kit çalmaya başladı. Kalkarken en son Civil Wars çalıyordu, o arada bir yerde kopmuşum ben eheh. Bütün playlisti bizzat ben hazırlamışım gibiydi, aman ne oluyor filan bile dedim bir ara. (Master Pretender bile çaldılar arkadaşlar abartıyorsun demeyin. :()
Burası bizim masamızın bir kısmı:
image
Buranın böyle güzel göründüğüne bakmayın eheh. Şimdi size gizli bir kamera arkası göstereyim. Çaktırmadan bakın:
image
Tamam vurmayın. :(
Gittiğim yerlerde kendimi rahat hissetmeye bayılırım, bazen bazı mekanlarda fotoğraf çekerken sizden rahatsız olunduğunu anlarsınız. Bazen uyarılırsınız bile. Ama burada öyle bir yayıldık ki, bir ara şöyle bir şey oldu: Arınç Bey ile (ki kendisi sosyal medya uzmanı gibi bişiydi, tam olarak ne denir bilmiyorum ama) konuşurken buranın bizzat sahibi Sertaç Bey de geldi ve ben bizzat kendisine "Buyrun kendi yerinizmiş gibi oturun" dedim?? Kendisi de oturdu ve sohbet ettik??
Gidince bu ikisiyle tanışmayı kesinlikle ama kesinlikle ihmal etmeyin. Hatta bulursanız Zülal hanım ile de görüşün, ben kendisiyle sadece mail ile iletişim kurabildim :(. Tanıdığınız en zarif insanlar arasına tepeden giriş yapacaklardır eminim. 
Gelelim yemekleree...
image
Öğrenciyseniz ve aylık bir krediniz varsa haftada minimum 1 kere gidebilirsiniz, maaşlı çalışansanız sürekli gelebilirsiniz. Açıkçası buraya giderken, "Tepe Prime'da ama, çok pahalı olabilir" diye düşünmeden edemedim. Ama Kızılay'daki herhangi bir kafeden hiçbir farkları yok. (Ayrıca kruvasanları da var. Çikolatalı kruvasan önemli bir olgu arkadaşlar, sahip çıkmalıyız.)
Bir ara Sertaç bey oradaki bazı çeşit pastaların ve böreklerin yurtdışından özel getirtildiğini söylemişti galiba, o sırada orman meyveli bir pastanın görüntüsüne kendimi kaptırdığım için kaçırmışım. :(
image
Bu fotoğraf da "ayrıntının ayrıntısı". Bunu tam olarak nerede çektiğimi bilene bir kruvasan borcum olsun eheh.
İşte böyle.
Bir sürü fotoğraf arasından en sade şekliyle bu kadarını çıkartabildim, umarım devasa uzunlukta olmamıştır ve hala sıkılmadan buraya kadar gelebilmişsinizdir.
Yazacak çok şey var ama benim için en önemli kısım kesinlikle buradaki insanların inanılmaz naifliği oldu, size değer verildiğini hissediyorsunuz, zaten ilgileniliyor fazlasıyla. Misafir gibisiniz gerçekten ve "ağırlanıyor"sunuz.
Diğeri tabii ki dekorasyon. Yukarıda gördünüz zaten, sıcacık bir ortam var.
İletişim bilgilerine geçmeden önce orada tanıştığım herkese sonsuz sabrı için teşekkür etmek isterim. Biraz fazla (biraz!) dağınık olmamıza katlanmaları ne büyük incelik! Unuttuğum çok şey var biliyorum, umarım en önemli kısımlarını yakalayabilmişimdir.
Eğer sizin de "şuraya da git, şuraya da bir bak" dediğiniz yerler varsa mesaj kutum her zaman açık. Yorum bırakmayı aman unutmayın,
Sevgiler!
Adres:
Eskişehir Yolu Dumlupınar Bulvarı No:266/ C-04
Tepe Prime İş Ve Yaşam Merkezi Çankaya/Ankara
Tel: 0312.284 01 99
İnternet adresi için TIK.
Not1: Bu yazıdaki bütün fotoğraflar LG-G2 ile çekilmiş olup, VscoCam ve Snapseed ile editlenmiştir.

Gittim ve Gördüm: Keifi

14:54

image
Uzun zamandır böyle heyecanlı bir şekilde gittim ve gördüm yazısı yazmadım sanırım. En baştan uyarayım çok uzun (yani çooook uzun) olacak. İlk başta acaba iki parça mı yapsam diye düşündüm, belki kalanlarla (ki kalan olacağına o kadar eminim) yeni bir yazı da yazarım.
Şimdi. Öncelikle bana burayı tavsiye eden Ömür Beye çok çok teşekkür ederim, okumaya devam edin, neden olduğunu anlayacaksınız.
image
Öncelikle yol tarifi, elbette.
Keifi, Eskişehir yolu üzerinde bulunan Next Level Alışveriş Merkezinin 3 katındaki terasta bulunuyor. Tam olarak sinemanın yan tarafında. Peki Next Level'a nasıl gidilir? 3 farklı yol tarif edildi:
Yol-1: Kızılay'dan Çayyolu metrosuna biniyorsunuz, 10 dakika sonra Söğütözü'nde iniyorsunuz. Yukarı doğru yürüyünce hemen karşınıza çıkacak zaten.
Yol-2: Mithatpaşa'daki Peynirci önünden Çayyolu, Etimesgut otobüslerine binip, Armada önünde inip karşıya geçebilirsiniz. Tam Armada'nın karşısında.
Yol-3:
Güvenpark'tan Odtü dolmuşuna binip, gene Armada önünde inebilirsiniz. En hızlısı Çayyolu metrosu.
image
Keifi sıradan bir kafe değil, kendileri tam anlamıyla "Çay Evi". Binbir çeşit çay içebiliyorsunuz içeride, yöresel çaylar, bölgesel çaylar, güzel isimleri olan egzantrik çaylar, çaya dair bütün güzellikler kısacası. Eğer acıkmışsanız menüden atıştırmalık da alabilirsiniz, biz sandviç almıştık ve bize sandviçlerinin hemen alttaki Kafes Fırın'dan geldiği söylendi. E Kafes'in şanı da bilinen bir gerçektir Ankara içerisinde.
image
Mekanın dekorasyonu i-na-nıl-maz. İçerisi aileler için, dışarısı arkadaşlar için düşünülüyormuş şu sıralar. İçeride sıcak sıcak oturup, hatta yayılıp, saatler geçirebilirsiniz. Zaten o kadar rahat ettiriliyorsunuz ki, şahsen biz herhalde rahat 3 saat kalma cüreti göstermişizdir. Tam olarak şu alttaki yayvan koltuklarda oturduk:
image
Köşedeki çantayı bile görebilirsiniz eheh.
Şimdi şurada bir ara vereyim, biraz soluklanalım hadi.
Biz buraya iki arkadaş, tam olarak hazır ve nazır bir şekilde gittik. Tamamen fotoğraf çekme amacıyla hem de. Elimizde ne var ne yok götürdük ve bu yazıdaki fotoğraflardan "Still Life" tarzında olanları telefonumla, geri kalan kısmı ise Canon 550D ile çektim (kit lens ile birlikte). Çok çok uzun zaman sonra profesyonel fotoğraf makinesi kullanmak biraz garip gelse de hoş bir his, özellikle sonuçları gördükten sonra. (Sizce çok fark ediyor mu, lütfen yazın. Yorumlarınızı öğrenmek isterim.)
O yüzden yemeğimizi yediğimiz gibi fotoğraf çekme işine giriştik. Acı ama gerçek bu, arkadaşlar.
Hatta ilk bunu çektim ben:
image
Biz fotoğraf çekme işine girişip etrafı dağıtırken (bu arada gündüz vakti çok sakindi ve bu o kadar ama o kadar güzeldi ki anlatamam. Akşamleyin kalabalıklaşıyormuş ama ona denk gelmediğime sevindim desem yeridir.) çalışanlar o kadar yardımcı oldu ki şaşırdık kaldık. Bize özel stüdyo ışığı bile sağladılar, görmeniz lazımdı! Ama terasta olduğu için orijinal ışığı kullandık, çok daha sağlıklı oldu bu şekilde.
image
Şimdi düşününce bütün fotoğrafları ben çekmişim gibi hissettim, arkadaşım el mankenim olmuş, çay mankenim olmuş, her şey olmuş o sırada, eheh.
Gizlice size en çok sevdiğim fotoğrafı göstereyim. Bunu çekerken bile mutluluk duydum, yukarıdakilere benzer, ama daha özel:
image
İşte böyle. Daha pek çok fotoğraf var ama sizleri sıkmak istemiyorum, belki bir gün birlikte gidersek daha güzellerini çekeriz, değil mi?
Artık sona yaklaşırken birkaç temel şeyden bahsedelim:
1. Fiyatlar nasıl? Next Level standardına göre gayet uygun. Hatta önyargı ile gitmiştik bile diyebilirim, menüyü görünce şaşırdık (ve tabii ki mutlu olduk. :p) Öğrenci halinizle, şimdi bir düşünürsek, haftada bir mutlaka gidebilirsiniz. Çaylar demlik halinde geliyor size ve istediğiniz gibi içiyorsunuz.
2. Çaylar nasıl? Çay sever, çay-hane sever bir insansanız mutlaka ama mutlaka gitmeniz gereken bir yer. Bizim içtiğimiz çayın adı "Gri Prenses" idi. İkimiz de çok beğendik, keşke hemen yine gitsek!
3. Benim en sevdiğim birinci kısım: Dekorasyon nasıl? Yukarıda görüyorsunuz!
4. Peki ya müşteri memnuniyeti nasıl? Gittiğim en zarif mekanlardan biri bu konuda. İnanılmaz sabırlı davrandılar bize, ne kadar teşekkür etsek azdır diyebilirim.
İşte böyle.
Gelelim ayrıntının ayrıntısına...
image
Burayı nasıl buldunuz, heyecan yaptığım kadar var mıymış, lütfen yazın, yorumlarınızı çok merak ediyorum. Sizin de şuraya git dediğiniz yerler varsa, mesaj kutum her zaman açık. En yakın zamanda görüşmek üzere,
Sevgiler!
Adres:
Kızılırmak Mahallesi, Dumlupınar Bulvarı, No: 3/C1 Ankara (0312) 285 9594 İnternet adresi için TIK.
Dipnot: Bu yazıdaki fotoğraflar Canon 550D 18-55 mm lens ve LG-G2 ile çekilmiş, VscoCAM ile düzenlenmiştir.

Gittim ve Gördüm: Coffee Lab

14:53

Burayı bana tavsiye eden çok kişi oldu ama ilk olarak söyleyen Superman'di. Onun dışında sayısız anonim, sonra Sketchmketch, ve birkaç anonim daha.
Ama arkadaşlar burası ne kadar erken giderseniz gidin, aslında geç kalmış olacağınız bir yer. Baştan söyleyeyim.
image
Önce yol tarifini vereyim ama, o önemli.
Gidişi bana çetrefilli gibi gelmişti ama değil. Kızılay'dan şu şekilde gidebilirsiniz:
Güvenpark'tan, tam olarak Hosta'nın karşısından Çiğdem dolmuşlarına biniyorsunuz. Bayraktar İş Merkezinin önünde iniyorsunuz. Zaten indiğiniz yer tam girişi olmuş oluyor buranın. Daha önce o tarafa hiç gitmemişseniz ve tedirgin olacaksanız söyleyeyim: Sabah gazetesini geçtikten sonra, MHP ana binasına gelmeden önce, tam olarak arada kalıyormuş yeri. Bunu da bana minibüste tarif etmişlerdi eheh.
Şimdi devam.
Bu yukarıda gördüğünüz yer girişin biraz ilerisi. Bahçesinin fotoğrafını da çekmiştim ama o kadar çok fotoğraf vardı ki sizi sıkmamak adına onları eledim. Ortaya çıkanlara beraber bakalım şimdi.
Coffee Lab'ın dekorasyonu ve mükemmel ötesi ışıklandırması gönlümü fethetti. Şu ortada gördüğünüz sayısız dergi, onların üzerine yansıyan ışıklar, tamamen göz zevki için.
Daha bu kadar ileriye gitmeden önce, hemen girişin sol kısmını göstereyim size:
image
Evet, kahve severlerin en çok seveceği periyodik tablo bu olsa gerek.
Açısal sorunlar yüzünden tablonun tamamını çekebilme fırsatım olmadı, açıkçası orada oturanları rahatsız etmek de istemedim ama gelin biraz yakından bakalım, periyodik tabloda neler varmış:
image
En güzel elementler bunlar oluyor sanırım.
Bu tablonun tam karşısında ise, şöyle koskocaman bir dolap ve içinde kahveler, soslar, bir sürü güzel egzantrik şeyler var:
image
Şimdi burada bahsetmek istediğim şey çok başka.
Efendim Coffee Lab'ın en sevdiğim özelliği, kesinlikle müşteriye karşı inanılmaz zarif davranmaları oldu. Ankara içinde, bu anlamda sonunda istediğim gibi bir yer bulmuş olmama inanamıyorum. Ben etrafta dolanıp fotoğraf çekerken, önümden geçmeyip beklemeleri, bu sırada sürekli gülümseyip yardımcı olmaya çalışmaları, kahve seçerken sorduğum binlerce soruya sabırla cevap vermeleri, saygılı, saygılı ve saygılı olmaları... Bu anlamda güzel bir deneyimdi.
Şimdi birkaç adım daha atalım birlikte:
image
Burası tam olarak bar kısmının karşısı. Işık yüzünden ders çalışmak, uzun süre oturup kitap okumak için yapılmış gibiydi. Şu kızlar onların fotoğrafını çekmem konusunda çok sevecen davrandılar, bir kere daha teşekkürler onlara. Burada peş peşe 5-6 kadar masa var aynı bu şekilde. Hemen sonrasında ise enfes bir kitaplık çıkıyor karşınıza:
image
Şu koltuğun başındaki ışık çok güzel değil mi ya? Ben çok sevdim.
Buranın üst katı da var ama ben hiç çıkmadım, aslında oraya da bir bakmak gerek. Buranın böyle sıcak ortamını çok sevdik arkadaşlarla. Zaten sonsuz bir nedensellik-kozmoloji-fizik-din muhabbetine başlamıştık ki akşama doğru anca kalkabildik yerimizden.
Şimdi gelelim ne yedik, ne içtik...
image
İlginç bir şekilde yediğim şeylerin fotoğrafını çekmeyi sevmediğimden bu kısımda fotoğraf yok. Ben hala garip bir Eat Clean durumunda olduğum için şnitzel yedim, arkadaşlarım da ton balıklı sandviç yediler. Burada işler biraz değişik, çünkü sipariş verdiğiniz zaman menüde "Yanında" denilen bir bölüm var, o bölümden, siparişinize ek olarak iki tane de seçim yapmanız isteniyor ana yemeğe ek olarak. Seçenekler arasında yoğurt, salata, fırında patates gibi tercihler var. 6-7 çeşit arasından ben salata ve yoğurt seçmiştim ve yoğurt bildiğiniz yarım kilo kadar filan gelmişti ve çok lezzetliydi. Salatanın üzerine de parmesan rendelemek ne güzel bir ayrıntı, keşke her yer yapsa bunu.
Burası şu ortadaki dev masanın üzerinden bir ayrıntı:
image
Hadi bir tane daha. Burada belli olmasalar da şu küçük iskemleler bile aşırı şirin.
image
Yemekleri yedikten sonra bir kahve faslı başladı ki, inanılmazdı.
Menüde çok çeşitli kahveler var (Coffee Lab :) ama ben özellikle "Spesiyal Kahveler" kısmında çok oyalandım. Hatta inanır mısınız hepsini tek tek sordum kendilerine, sabırla da cevapladılar. Garip isimli ilginç kahveler vardı, benim aldığımın adı tam olarak "London Fog Latte", eheh. Earl grey ve latte karışımı, süt, tam olarak bu şekildeydi sanırım. One Shot from Dark Night gibi bir kahve vardı, yanlış hatırlamıyorsam Americano tarzında bir şeydi, espresso oranı çok fazlaymış. Onun dışında bildiğiniz her çeşit kahve var, Chai Latte de dahil. (Chai'siz olmaaaz! :)
Fiyatlar hakkında konuşmasam olmaz. Yiyecek menüsü ortalamanın biraz üzerindeyken kahve menüsü Starbucks ile aynı, bazı kahvelerde çok daha ucuz. Öğrenci halinizle kahve içmek için her gün, yemek yemek için ise haftada bir gidebilirsiniz.
Bizim masamız şu yukarıda gördüğünüz kitaplığın tam karşısındaydı, kalkmadan önce de fotoğrafını çekmiş bulundum:
image
İşte böyle. Ne çok biriktirmişsem demek ki, bir türlü bitiremedim. Yavaş yavaş sona geldik ama. Buranın müdavimi olmak için bir kere gitmek bile yeterli.
Gelelim ayrıntının ayrıntısı'na...
image
Benim servis hastalığımı herkes biliyor artık, deli gibi koleksiyon yapıyorum. Efendim bu yukarıda gördüğünüz de, buranın servisi. Bildiğiniz, tabağın altına koyulanlardan. Üzerinde hangi kahvenin ne şekilde yapıldığına dair bir sürü ayrıntı bulabilirsiniz. Ben bir tane istedim, sağolsunlar iki tane getirdiler, böylelikle gönlümü kazanma şekilleri ikiye katlandı eheh. Gidince mutlaka alın, fotoğrafta bütün ayrıntıları gözüksün diye kötüce çektim ama tam oda duvarına asmalık.
Kapatmadan önce...
Beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan, ısrarlarıma sonsuz tahammül gösteren Ayşegül'e, Gül'e ve burayı tavsiye eden herkese tekrar teşekkürler. Olur da şuraya da git dediğiniz yerler olursa mesaj kutum, mail adresim her zaman açık. Yorumlarınızı da lütfen yazın.
Sevgiler!
Adres:
Ehlibeyt Mh., Ceyhun Atuf Kansu Cd No:114, 06520 Çankaya
(0312) 474 0600 İnternet sitesi için TIK