Gittim ve Gördüm: Mocaco Coffee

14:51

Bu güzel yeri bana blogun okuyucularından sevgili mavibirkulube tavsiye etti. Kendisi sahlepinin güzel olduğunu söyledi bana ama ona bakamadık aç gittiğimiz için.
Yazıya geçmeden önce şunu söyleyeyim, burayla alakalı en sevdiğim şey Ankaray durağına inanılmaz yakın olması oldu. Bahçeli 3. Caddenin, (şimdi Azerbaycan Caddesi deniyor) hemen başında. Beşevler durağında inip iki dakika bile yürümüyorsunuz.
image
Açıkçası nereden başlayacağımı bilemiyorum, girişin fotoğraflarını da çektim ama üst kat kadar güzel gelmedi bana. Girişte kahvelerin satıldığı bir yer var, kahve sosları, hediyelik eşyalar, yanlış hatırlamıyorsam french press'ler ve kupalar da vardı. Kabaca şöyle bir yerdi:
image
Biz saat 11-12 civarında gittiğimiz zaman etraf çok sakindi ve ben de rahat rahat gezinme, fotoğraf çekme imkanı buldum. Sizi tekrar üst kata çıkartayım. Benim sevdiğim çeşitlerde aydınlatmalar kullanılmış ama keşke içerisi biraz daha canlı renklere sahip olsaymış. Yine de çok güzeldi ama:
image
Bu arada koltuklardan ufak bir ayrıntı göstereyim size. Bu detay mekanı çok ağır göstermiş, benim çok hoşuma gitti o yüzden.
image
Böyle ufak tefek renk değişimleri inanılmaz bir karakter sağlıyor mekana. Klasik olan ama ilelebet tutacak olan bir dekorasyon hilesi gibi. Şuranın hoşa gitmemesi imkansız gibi. Hele Türk kültüründe.
Bu koltukların tam karşısında oturma odamız var. Şaka şaka. Ama aynı öyle hissediyorsunuz. Buyrun şöminemiz:
image
Ben siparişleri vermiş, bu fotoğrafları düzenlerken bir garson edit için şekilden şekle (eheh) girdiğimi gördü ve oradaki piyanomuzu gördünüz mü diye sordu. Hayır dememle, buyrun göstereyim demesi bir oldu. Ardından hemen köşede, saklanmış gitarın olduğu yerde adeta bir cevher olduğu ortaya çıktı.

Siz merakla kurcalamadan önce söyleyeyim, bu raflarda ne-yok-ki. Sadece kitaplık olarak bile değeri çok yüksek.
image
Bu köşenin her bir ayrıntısını çekmek zorunluluğu hissetmişseniz sizi kesinlikle anlıyorum.
image
Genel görüntüsü de şu şekilde.
Sizi fazla ayrıntıya boğmak istemem doğrusu. Aslında ne yediğimin fotoğrafını çekmeyi sevmem ama bu sefer farklı oldu çünkü salata istemiştim ve salatanın bambu çatal-bıçakla ve bambu tabaklarla servis edilmesi çok hoşuma gitti. Meyve-sebzeye metal değmez kuralına benden bir on puan. Ayrıca yanında metal çatal bıçak da getiriliyor.
image
Dışarıda nice salata yedim, hiçbiri nedense evde yaptığım kadar lezzetli olmuyor ama buradaki salata lezzetliydi, çeşit olarak da gayet hoştu. (Ama yine de ev salatası deyince bir numara benim, eheh. Nerede benim haşlanmış yumurtalarım, mısırlarım, arada sosislerim, nerede?)
Fiyatlar konusuna çok dikkat etmedim ama öğrenci bütçenizle karnınızı doyurmak için haftada iki kereden fazla gitmezsiniz diye düşündüm bunu yazarken. Ben öyle yapardım en azından.
**
Gelelim benim en sevdiğim kısma.
Garsonlar ortada yokken dekorları değiştirmek, onu yerinden alıp onu koymakla oluşturduğum şeyler. En sevdiğim bölüm her zaman bu olmuştur:
image
Şöyle bir dokunmasam olmayacakmış gibi hissederim her zaman.
Adres bilgilerine geçmeden önce...
Burayı tavsiye eden mavibirkulube'ye tekrar tekrar teşekkürler. Yandal yaptığım okula çok yakın olduğu için bundan sonra sık sık gitmeyi düşünüyorum. Burada fotoğraf çekerken bana gösterdiği sonsuz sabır için de Gül'e teşekkürler. Kendisi iyi bir arkadaştan öte, iyi bir eleştirmen de oldu benim için.
Eğer sizin de şuraya git, şurayı da fotoğrafla dediğiniz yerler varsa lütfen yazın, mesaj kutum her zaman açık, yorumları da her zaman bekliyorum.
Sevgiler!
Adres:
3. Cd 5/A, Bahçelievler/Ankara
(0312) 215 9797

Gittim ve Gördüm: Berins Cafe

14:49

Burayı bana bu blogun okuyucularından biri tavsiye etti: Yunus Bey. Kendisi bana geçtiğimiz hafta mail ile ulaşıp, biraz da bilinmeyen bir yer için "gittim ve gördüm" olsun demişti, hemen ardından kendisinden adresini almıştım buranın. Sonrası zaten geldi.
image
Yeri Çayyolu'nda olduğu için gidip gitmemekte tereddüt etmiştim ilk başta, Ankara'nın çok çok az bildiğim bir kısmıdır orası, ama adres tarifi o kadar metrikti ki kolayca bulabildik yerini. O yüzden ben aynı tarifi, gidecek olanlar için şimdiden kopyalayıp yapıştırayım, tahminimce yazının sonunda siz de gitmek isteyeceksiniz.
image
Benim yol tarifim şu şekildeydi:
"Birkaç alternatif gidiş yolu söyleyebilirim. Kızılay'dan gidecekseniz, Meşrutiyet caddesinden 163 numaralı halk otobüsüne binip Arcadium durağında inebilirsiniz. Bunun dışında aynı yerden 119 numaralı EGO otobüsüne binip yine aynı durakta inebilirsiniz. Metroyu kullanmak isterseniz, Çayyolu metrosunun son durağında (Koru) inebilirsiniz. Burası da az önce bahsettiğim Arcadium AVM'nin arkası oluyor zaten. Bunun dışında Sıhhiye köprüsünün üzerinden geçen Ümitköy-Konutkent dolmuşları ile yine Arcadium'da inmenizi tavsiye edebilirim.
Arcadium'da indiğiniz zaman, AVM'nin karşısında büyük bir Migros var. Bu migros'un arkasında da Çayyolu semt pazarı var. Berin's Cafe semt pazarının arkasındaki küçük çarşıda bulunuyor. Arcadium'da indikten sonra 3-5 dk yürüyerek cafeyi bulabilirsiniz."
image
Berins Cafe'nin yeri öyle sakin ve öyle huzurlu ki, ister istemez daha yoldayken insan kendini rahatlamış hissediyor. Biz buraya üç arkadaş gidip, şu yukarıda gördüğünüz koltuklara adeta "gömüldük". Kafenin en güzel köşesi burasıydı sanırım, tam karşısı ise şu şekilde:
image
Ben biraz fotoğraf yüzsüzü olduğum için henüz oturmadan fotoğraf çekme izni aldım, çok da sıcak davrandılar. Bazen arkadaşlarla bu konuyu konuşuruz, onlar da hep, bir gün bir yerden apar topar kovulacağımdan bahsederler gülerek.
Fazla konuşmadan asıl konuya gireyim.
Efendim, bu yerin öyle efsane bir Türk kahvesi vardır ki... Yunus Bey mailinde söylemişti, ben de izinden gittim. Siz hiç dağ çilekli Türk kahvesi içtiniz mi? Hindistan cevizli? Ve akla gelmeyecek çeşitlerde, tarçınlı hatta?
image
Hemen söyleyeyim, İNANILMAZDI.
Kocaman harflerle yazılmayı hak edecek kadar hem de. Sunum da bir o kadar güzeldi. Fiyatları ise çok çok güzeldi, bu gördüğünüz kahveler double boyunda, normal küçük bir fincanda değil yani. Bu haliyle fiyatı 6.5 lira. Öğrenciyseniz, bütçeniz kısıtlıysa ama aynı yerler bıkkınlık vermişse ben size yolu açtım bu şekilde.
image
Daha sonradan öğrendiğime göre, buranın sahibi Berrin hanım, Ayvalık'lıymış ve Ayvalık tostu malzemeleri, ve dahi ekmeği, Ayvalık'tan özel geliyormuş. Biz aç olmadığımız için yemedik ama sizler mutlaka yiyin, internette gördüğüm üzere öve öve bitirememiş herkes. Bir gün sadece tost yemek için bile buraya gelmeye bile karar verdik.
image
Fotoğraf çok ama size bıkkınlık vermek istemem doğrusu. Buradaki köşede Vogue dergileri ve battaniyeler var, tipik olarak evden hiçbir farkı yok gibi. Ortamı sıcacık, gidince uzun vakitler durmak lazım aslında.
image
Dekorasyonun kimin eseri olduğunu sormak nedense o an aklıma gelmedi ama fotoğrafları şuraya koyarken bile renk seçimlerine ayrı ayrı hasta oldum diyebilirim. Fotoğraflardan birkaçını Instagram'da gören bazı insanlar, "Ankara'da böyle bir yer var mı ya?" diye sordular, ki hepsine katılıyorum. Özellikle bar bölümünün üst kısmının ışıklandırması muazzam güzeldi, tam bir New York tarzı yakalanmıştı, ben çok sevdim. Umarım artan bir şekilde bu tarz yerler açılmaya devam eder.
Geldik kapanışa. Günün ayrıntısının ayrıntısı...
image
İşte bitti.
Buraya gitmemize vesile olan Yunus Bey'e tekrar tekrar teşekkürler. Kendisinin rehberliği bize inanılmaz yardımcı oldu. Ve iki kere paylaşma isteği duyduğum dağ çilekli Türk kahvesini tatmak da en güzel kazançtı sanıyorum.
Adres bilgilerine yeniden göz gezdirmeden önce son bir şey: Eğer sizin de şuraya git, buranın da fotoğrafını çek dediğiniz yerler varsa mesaj kutum her zaman açık. Dilerseniz mail de atabilirsiniz (elbette "radyodepartmani@gmail.com" adresine.)
Sevgiyle kalın!
Adres:
2901 Sokak, Sarnıç Park Çayyolu (Çayyolu Pazarı Yanı) Ankara

Gittim ve Gördüm: Hobby Cafe

14:48

Bu sefer Bahçeli'deyiz. Yerimizin ismi Hobby Cafe.
Perşembe günleri epey uzunca bir ders aramız var, ondan faydalanarak buralara kadar geldik.
image
Aslında bu aralar herkeste bir sıkıntı var. Yeni bir yer görmenin, yeni bir yerde oturup muhabbet etmenin de insana ferahlık verdiği bir gerçek. Biz de soluğu burada aldık.
Hobby'yi bana abim tavsiye etmişti ve uzunca bir ara sonra nihayet gidebildim.
image
Biz tam olarak burada oturduk. Hemen arka tarafında mutfak var. Aslında mutfak değil, açık büfenin sunulduğu kısım. Tam öğle vaktinde geldiğimiz için açık büfe de aynen duruyordu. Etrafın çok kalabalık olmamasını çok sevdim.
image
Bu kısım çok hoşuma gitti. Tam bir mutfak havası yakalanmış, insan kendini evinde hissediyor. Çalan müziklerle birlikte (ki bir ara James Vincent Mcmorrow çalıyordu) çok sıcak bir ortam yakalanmış, burası da hemen üstteki fotoğrafın yan tarafı:
image
Bu tarafın ışığı az olması benim şanssızlığım oldu biraz, ama önemli değil.
Bu öncesi:
image
Bu aralar Eat Clean'e devam ettiğim ve hiçbir hamurişi ya da abur cubur vs yemediğim için ben salata aldım, ama arkadaşlar pizza aldı. Çok acıkmış olduğumuz için yemeklerin biraz gecikmesine ufak çaplı bir isyanda bulunmuştuk. Nedense kendi salatamı çekmek varken onların pizzasını çekmişim,
Bu da sonrası:
image
Üstteki vejetaryen pizza, alttakini unuttum. (Buraya bir güncelleme gelir, benden söylemesi.) Benim aldığım da içinde tavuk parçacıkları olan normal bir mevsim salatasıydı.
Açıkçası fiyatlara çok dikkat etmedim ama Bahçeli standartlarında bir yer olduğu için cebinizden biraz feragat etmeniz gerekir, hele de öğrenciyseniz.
Şu köşe ise ayrı bir güzeldi:
image
Yavaş yavaş kapatırken son bir fotoğraf daha. Tam olarak kasa bölümünün tam karşısında olan şu köşeye bayıldım. Beyaz mobilyalarla yapılan, çiçekli dekorasyonları her zaman çok sevmişimdir. Burası ne Cafemiz kadar beyazdı, ne de herhangi bir Ankara kafesi kadar kasvetliydi. Tam olarak orta yolun bulunmuş olması hoşuma gitti.
image
İşte böyle.
Kapatmadan önce birkaç bir şey. Bu tarz, tavsiye ettiğiniz, şuraya da git dediğiniz bir yer varsa mesaj kutum her zaman açık.
Adres:
7. Cadde No:3 Bahçelievler - Ankara
Tel : 0312 215 01 13
Ve TIK.

Gittim ve Gördüm: Cafe Stockholm

14:47

Burayı bana tam olarak buradaki okuyuculardan biri tavsiye etti, kendisinin kullanıcı adı: kuyuvesarkac. Teşekkürlerimi kendisine çokça sunup başlıyorum.
Yeri Tunalı Hilmi Caddesinde. Tam cadde üzerinde, Kuğulu Park'tan aşağı 50 metre bile yürümüyorsunuz. Hemen sol tarafta kalıyor, yolun üzerinde. İçeri girdiğiniz zaman karşınıza çıkan ilk manzara böyle.
image
Gitmeden önce ufak bir araştırma yapmıştım bu yer hakkında. Buranın eski sahibi İsveçliymiş (Bu arada bugün uzun uzun Stockholm nerenin başkentiydi, İsveç mi İsviçre mi diye düşündüğümü itiraf etmeliyim, eheh) ve burayı da tamamen oraya göre dekore ettirmiş. Daha sonra bu güzel yer el değiştirmiş ve okuduğum kadarıyla, konseptte de ufak değişiklikler olmuş. O kısmı beni pek ilgilendirmedi ama, neticede ilk defa gittiğim bir yer.
image
Duvarlarda gördüğünüz İsveç'in önemli şarkıcılarının fotoğraflarıymış. Çok merkezi bir yerde olduğu için giderken tereddüt ettim ama herhangi bir Tunalı kafesine göre içerisi çok çok sakindi, kafe işletmecileri fotoğraf çekmeme seve seve izin verdiler ve çalan şarkılar da harika ötesi olduğu için derse geç kalmak kaçınılmaz oldu benim için.
image
Kafede yavaş yavaş ilerliyoruz bu arada, burası bar kısmının tam karşısında kalan yer. Duvar kağıdı çok güzel olsa da alt taraftaki sandalyeler ile olan uyumsuzluğu beni hayalkırıklığına uğrattı, neyse ki bir adım bile atmadan şöyle bir yer görerek rahatladım:
image
Duvarkağıdı inanılmaz ötesi güzeldi, umarım ayrıntıları bir nebze olsun görebilmişsinizdir.
Biliyorsunuz kahve vazgeçilmez bir şey. Ama son zamanlarda nedense, özellikle aldığım latteleri bitirememeye başladım, bu yüzden en küçük boylarından istemeye çalışıyorum. Burada da aynı siparişi verirken, mug'lar mug'ı, dev bir kupayı elimde buluverdim. En küçüğü buysa diyerek kendi içimde sızlandım ve her zamanki gibi bitiremeden kalktım, ama siz değerli kahve severler için bu dev ve ucuz fırsatı kaçırmayın derim. (Fiyatı 6 lira. Frambuzlı cheesecake ise 7 lira olsa gerekti.)
Tabii ki hiç yanımdan ayırmadığım tipik şeyler...
image
Yukarıda da söylediğim gibi, çevresine göre çok çok ucuz bir yer. Kızılay standartlarında diyebilirim. Cheesecake'ine ise adeta bayıldım, ev yapımı gibiydi ve taptazeydi. Starbucks gibi yerlerde satılan, dondurucularda saklanıp tabakta heykel gibi duran yapmacık cheesecakeleri hiç sevmem ama buranınki en favorilerimden biri oldu Ankara içinde.
image
İşte böyle.
Bir Gittim ve Gördüm'ün daha sonuna geldik. Her zamanki gibi, şuraya da git dediğiniz yerler varsa mesaj kutum her zaman açık, tavsiyelerinizi bekliyorum. Kuyuvesarkac'a tekrar teşekkürler, o olmasa burayı keşfetmek çok uzun zaman alabilirdi.
Bir dahaki yazıda görüşmek üzere, sevgiyle kalın!
Adres:
Tunalı Hilmi Caddesi 100/3 Kavaklıdere,
Çankaya/Ankara +90 312-428-88-84
http://cafestockholm.com.tr/

Gittim ve Gördüm: Kafes Fırın

14:45

Aslında daha önce de gitme imkanı bulduğum ama yazısını ancak yazabildiğim bir yer. Blogda bu haftaki yerimizin adı "Kafes Fırın". Yeri harika. Ankara'da, meşhur Karanfil Sokak'ımızın Meşrutiyet girişinde hemen. Starbucks'ın karşısında, gizemli girişiyle sizi karşılıyor.
image
Sizi bilmiyorum ama ben Kızılay'da böyle bir yerin ihtiyacı içerisindeydim, günün her öğünü gidilebilecek, ama özellikle kahvaltı için gidilebilecek yarı cafe, yarı pastane tarzı bir yer. Bu dönem haftaiçi her gün dışarıda, dolayısıyla Kızılay'da olmak zorunda kaldığım için daha dönemin başında burayı keşfetmek benim için sevinç kaynağı oldu.
image
İsterseniz dışarıdaki masalarda oturabilirsiniz ama ben gittiği her yerde sıcak bir köşe arayan tiplerden olduğum için içerisini daha çok sevdim. İngilizce'de "cozy" denilen, Türkçe'deki tam karşılığını bulamadığım bir yer de var alt katta. İsterseniz bu masada oturabileceğiniz gibi hemen karşısındaki deri koltuklara da oturabilirsiniz.
image
Burada çektiğiniz fotoğrafları #bahardakafes etiketiyle Instagram'da paylaştığınız zaman, arka tarafta gördüğünüz siyah panoda çektiğiniz fotoğraf yayınlanıyor.
image
Gelelim fiyatlara.
Kafes'in en sevdiğim yönü öğrenci dostu bir mekan olması oldu. Türevlerine göre kesinlikle daha ucuz. Kahve ve öteki soğuk/sıcak içecekler menüsü ise tam karşısında bulunan Starbucks ile ya aynı, ya daha ucuz. Starbucks'a sadece chai tea latte'si için giden biri olarak burada chai olduğunu görünce çok sevinmiştim. Tadı ise türevinden çok daha güzel, çok daha gerçekçi bir his bırakıyor.
Gelelim ayrıntının ayrıntısına... Bu da benim dekora ufacık bir dokunuşum olsun.
image
Sonuç olarak sıklıkla gitmeye şimdiden başladığım bir yer oldu burası. Olur da yolunuz düşerse ve karşılaşırsak bir selam demekten çekinmeyin.
Adres:
Karanfil 1 Sokak No: 27/A
Telefon : +90 312 362 9191/ Ankara

Gittim ve Gördüm: Very Cupcake

14:43

Uzun zamandır aklımdaydı, ancak gidebildim. İlk Büşra söylemişti bu yeri bana, daha doğrusu fotoğrafını görmüştüm. Sonrasında zaten gitmek için fırsat kollamaya başladım. Bu seferki yerimizin adı "Very Cupcake".
image
Ankara'da, Tunalı'nın çok güzel yerlerinden birinde. Meşhur Tunalı D&R'ını bilirsiniz. Onun hemen altındaki sokağın 20 metre kadar yukarısında. Aslında çok küçük bir yer, bir çeşit butik de diyebiliriz.
image
Daha önce orada burada cupcake yemiştim ama bu güzel lezzeti yerinde yemek bambaşka oluyormuş. Gerçi biraz pahalı. Yanlış hatırlamıyorsam tanesi 4 ya da 6 liraya geliyor. Ama emin değilim. Ufacık gibi görünseler de, ben buradaki her şeyi yiyebilirim deseniz de, inanılmaz ama bir tanesini bile zor bitiriyorsunuz.
image
Neden zor bitirdiğimizi bugün ciddi bir şekilde düşündük ve sanırım çok tatlı olmasından kaynaklanıyor. Yani dışarıda yediğimiz gibi, işte bir kekin üzerine krema dökülmüş gibi bir şey değildi. En azından benim yediğim öyle değildi. Benim seçimimin adı "Red Velvet". Tam olarak neyden yapıldığını anlayamasam da sanırım kırmızı meyveli bir şeylerden oluşuyordu eheh. Tavsiye ediyorum ama. Kesin bilgi.
image
Böyle bir yere Ecemle gitmek ise daha bir mutluluk vericiydi, sizlere belki daha önce onun kendi kelebek etkisinden bahsetmişimdir, bu konuda ısrarcıyım. Etrafındaki havaya dokunabilen bir insan olduğu için şüphesiz, ya da bizzat her şey onun etrafında dans eder gibi olduğu içindir.
image
İşte böyle.
Bu güzel yerin internet sitesi için TIK.
Adres:
Tunalı Hilmi Caddesi Buğday Sokak No:6 Çankaya/Ankara
Olur da uğrarsanız bana da haber vermeyi unutmayın. Şuraya da git mutlaka diyeceğiniz bir yer olursa mesaj kutum her zaman açık.
Sevgiyle kalın.

Konsept: Fellas

14:42

image
Aslında bunu yapıyor olmamın tek sebebi hevesimi almak ama şunları düzenlerken fark ettiğim üzere bu kolay kolay olacak bir şey değil.
Beni eskiden, yani epey eskiden beri takip edenler bilir, düzenli olarak aldığım ya da o sıralar okuduğum kitapları bloga koyar, (ki o blog konusu da bambaşka bir hikaye), bir nevi görsel günlük tutardım. Sonraları nedense bu bana bir şekilde kitapları metalaştırmak gibi gelmişti (gereksizce ayrıntılandırılmış bir düşünceydi, çoğunlukla bir sıkıntının ürünüydü) ve gönderilerin neredeyse tamamını silerek kendime olan öfkemi dindirmeye çalışmıştım, ta ki bu haftaya kadar.
image
Uzun uzun yazmaya gerek yok, kendime bir itiraf borcum var: Kitapları seviyorum, okumasını, fotoğrafını çekmesini, not almasını, satın almasını, ve artık daha ne yapılabiliyorsa. Kahveyi de seviyorum ve haritaları da ve işte, seviyorum bunları, ben suçsuzum hakim bey.
image
Benim için işin üzücü yanı şununla başlıyor: Uzun amandır fantastik bir kitap ya da seriyle ilgilenemiyorum, hatta Tolkien kitaplarımın bir kısmını dolabın içine kaldıralı çok zaman oluyor (ki bunun benim için anlamı konusu çok derin), daha kötüsü kitaplıktakileri de yavaş yavaş kaldırıyorum. Epeydir bir kısmını satmayı bile düşünüyordum ki, bu bana gerek artık çok bunalmış olduğum iki şey konusunda da rahatlatıcı etki yapacaktı: Yer sorunu ve para sorunu.
image
Ama geçtiğimiz hafta radyoda program yaparken, yayın kayıtlarını saklamamın tek nedeninin "ileride torunlarıma dinletmek" olduğunu fark ettim. Komik ama gerçek. Zahmeti, vakit kaybı çok. Yine de her hafta ısrarla aynı şeye hevesli koşullanmış olmak beni gayet mutlu ediyor. Belki de diyorum, bu kitaplar için de böyledir.
Hani doğmamış çocuğu için kitap koleksiyonu yapmaya başlayan o gelecekteki-anne-tipi'nin daha bir üst versiyonu, konu torunlarım çünkü. Canım torunlarım eheh.
image
Bu konseptin adı Fellas oldu, yani arkadaşlar. Neden sadece arkadaşlar değil, çünkü kulağa daha hoş geliyor. Sanki o lirik folk esintisini verebilmeyi sadece o kelime başarabiliyormuş gibi.
İşte böyle. Tüm bunlarla alakalı hoşunuza giden ya da eleştirmek istediğiniz bir şey olursa lütfen yazın.
Görüşmek üzere.